27 Haziran 2016 Pazartesi

Bir adım...

Bunu yazarken bile elim ayağıma dolaşıyor. Çok aşırı olmasa da baya bi kan tutuyor. Geçenki kuş olayından sonra, çalıştığım yere gelen ve "Sabahtan beri kimse gelmedi. Kan vermek ister misiniz" diye kurum kurum dolaşan sağlık görevlilerine de kayıtsız kalamadım. Hanımın da gazıyla, "Ama benimle uğraşacaksınız ona göre" diye tembihleyerek öğle tatilinde Kızılay otobüsüne gittik ve bin nazla kan verdim hayatımda ilk defa. Görevliler sağ olsun çok ilgilendiler, yarım saat filan sürdü. Kalkamadım yerimden, ayağımın altına yastıklar bilmem neler.
"Tutuyorsa seninle uğraşamayız" diyen görevliler yüzünden bu zamana ertelendi hep. Form doldururken bir baktım ki istese bile kan verebilecek kişi sayısı oldukça az. Bundan sonra yılda en az bir defa, tabi yine destek alarak kan vericem inşallah. Bu konudaki spekülasyonlara, iddialara v.s. hiç girmek istemiyorum çünkü çözüm önerisi sunmadan eleştirmek, alternatif üretmeden laf söylemek çok kolay.
Kanımın üç kişiye verileceğini öğrendiğimde ayrı bi sevindim. Birisine bir faydanın dokunması insana ne de güzel hissettiriyor.
Mayıs 2016
Devamı »

17 Haziran 2016 Cuma

Caaanım pidem!

Daha pide kuyruğunda orucunu yiyen müslümanlar görüyorum her gün ama her gün! Otuz kişi sırada bekliyor insan gibi, sonra otuzumuzdan daha akıllı biri geliyor ve yandan geçip pidesini alıp gidiyor, peşine bir başkası ve bir başkası daha... Eleştirilecek çok şey var. Biz, sırada bekleyenler olarak bu bozgunculara müdahale etmiyoruz, fırıncı olayı gördüğü halde o adamlara "hayır" çekmiyor, yani her tarafından kokuşmuşluk.
Basit bir olay gibi gelebilir ama daha pide sırasında bile hak-hukuk nedir bilmezken, umursamazken yahut ve hatta daha önemlisi bu densizlere tepki göstermezken nasıl olacak da hayatın diğer alanlarında başarı gösterebileceğiz? Bu iş her yerde böyle bu ülkede. Bu ikiyüzlüler her yerdeler. Konuşmaya gelince de bu adamlar seni-beni cebinden çıkartıp bozuk para gibi yazı-tura oynuyor. Böyle olmaz, böyle olmaz... Orucun batsın senin, al pideni al, tıka basa ye! Ama dikkat et hak yemek çok fena şişkinlik yapar!
Devamı »

27 Mayıs 2016 Cuma

Zor

En zoru ne biliyor musun? Delirmemek...
Etrafına bak, hatta bakmasan da olur. 
Ama gör...
Ne görüyorsun?
En zoru ne bildin mi? Delirmemek...
Devamı »

4 Mayıs 2016 Çarşamba

Gözünüz aydın!

Böyle yapmazdım aslında... Kafamı çevirip gitmezdim. Konuştuğum, yazdığım her şeyi bir kenara fırlatırmışcasına körelmezdim. Yaşayıp yaşamaması bile önemli değildi ya da kaç gün daha yaşayacağı... Alır ve balkonda ya da odanın birinde, yapabildiğim kadarıyla bakardım ona ve bakmıştım da zamanında. Kaç yaşındaydım hatırlamıyorum ama bahçedeki ağaçlardan birinin altına bir uzun kuyruklu saksağan yavrusu düşmüştü ve alıp odanın birinde beslemiştik onu ailecek, hem de anne-babamızın yattığı odada. Söylemem gerekir ki çok zorlanmış ama kendisini toparlayana kadar vazgeçmemiştik.
İki gün önceydi. Bir kumru yavrusuydu gördüğüm. Kanatları tam çıkmamış daha, yuvadan düştüğü belli. Kaldırımda pıtır pıtır yürümeye çalışıyor. Birkaç saniye baktım ona ve kafamda onlarca deli acaba ile gözümü çevirip eve yöneldim. Pişmanlığımın verdiği öfkeyi henüz atabilmiş değilim. İnsanın önüne her zaman iyilik yapma fırsatı çıkmaz. Günlük hayatın rutininde tüketir gideriz ömrümüzü. Fırsat çıktığında da böyle yaparsak; bizi kuru odundan, taştan-topraktan ayıran şey ne olacak? Daha yavru bir hayvana yardım etmeyen bir insanın kime, neye nasıl bir hayrı dokunabilir ki?!
Hasılı, sevinebilirsiniz. Ben de herkes gibi oldum gayrı...
Devamı »

24 Nisan 2016 Pazar

Ah Hatice ah!


Herhangi bir konuda herhangi bir çaba göstermeden önce hemen bir kâr-zarar analizi yaparız. Ancak bu hesaplama ekseriyetle maddî eksenlidir. Hatta para yardımı yaparken bile sanki milyonlar bağışlıyormuşçasına "acaba doğru yere ulaşıyor mu" hesabına gireriz. Kolay değildir sevdiğimiz şeyden bir parça bile olsa infak etmek. "Ayık olmak" ayrı bir konu tabi ama anlamsız endişeler bizi o işi yapmaktan tamamen alıkoyuyor. Orta yolu bulmak gerek.

Lüzumsuz özdeyişler kitabının ilk sayfalarında yer alan "Hatice'ye değil neticeye bakacaksın aga" önermesi, bu anlamda şu an hedef tahtamda. Yine şerh düşmekte fayda var: Herhangi bir sonuç alınamayacak boş sevdalar uğruna heder olmamayı ve buna yanaşmamayı takdir ediyorum ancak konu bu değil. Hayatta doğru, erdemli, ahlakî davranış şekillerinin hemen hepsi, "sonuç" yahut "netice" olarak tanımladığımız hedeflere ulaşmakta kocaman birer ayak bağı olur, kısa veya uzun vadede hep "zarar" olarak görünür. Bu yüzden mesela bakın bugün yalan-dolan, sahtekarlık, hatta hırsızlık dünya ticaret hayatının raconu olmuştur. Başka türlü netice alamazsınız. Peki netice nedir burada: Dünyanın yüzde yirmilik kısmının zenginliğini korumaya devam etmesi ve hatta mümkünse servetlerini katlaması... Bu uğurda oluşturulan ahlak(sızlık) en üstten en alt tabakaya kadar meşru kabul ettiriliyor gönüllerde. Siyaset, ekonomi, bilim, tıp, hukuk hatta sanatta bile bu raconun düsturlarını okuturlar bize.
Netice odaklı, daha doğrusu maddi netice odaklı kurulan veya bu hale dönüşen ideolojiler ve hatta medeniyetler ne kadar yaşarlarsa yaşasınlar yok olmaya mahkum olacaktır çünkü bu yaklaşım her zaman mağdur üretir. Burada da devreye mübarek bir atasözü giriyor: Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste. Bunu söyleyen atamıza her gün bir Fâtiha okumamız lazım.
Şu lafı düşünerek bir okusak ya: "Hatice'ye değil, neticeye bakacaksın". Hatice kim burada? Hatice sensin, Hatice benim, Hatice insan, insafsız! Hangi insan hangi netice için feda edilebilir? Bugün bir (1) insanı feda edenin yarın bin (1000)  insanı feda etmeyeceğinin garantisi var mı? Sayıyı kime-neye göre ve kim belirleyecek?!
Hayat, yanlış şıkkı işaretlediğinde ya da kaydırma yaptığında asla puan alamayacağın optik bir form mu ki?
Biri bu konuda bir kitap yazsa da okusak. Gerçi indirilmiş bir tane var. Baştan sona bu konuya değiniyor.
Şükür ki Yaradan, aldığımız sonuca değil sadece gidiş yolumuza puan verecek. Bundan büyük rahmet ol(a)maz.
Devamı »

Geçmişi unutma

Kim terörist?

Kim terörist?