Kayıtlar

Bir adım...

Resim
Bunu yazarken bile elim ayağıma dolaşıyor. Çok aşırı olmasa da baya bi kan tutuyor. Geçenki kuş olayından sonra, çalıştığım yere gelen ve "Sabahtan beri kimse gelmedi. Kan vermek ister misiniz" diye kurum kurum dolaşan sağlık görevlilerine de kayıtsız kalamadım. Hanımın da gazıyla, "Ama benimle uğraşacaksınız ona göre" diye tembihleyerek öğle tatilinde Kızılay otobüsüne gittik ve bin nazla kan verdim hayatımda ilk defa. Görevliler sağ olsun çok ilgilendiler, yarım saat filan sürdü. Kalkamadım yerimden, ayağımın altına yastıklar bilmem neler. "Tutuyorsa seninle uğraşamayız" diyen görevliler yüzünden bu zamana ertelendi hep. Form doldururken bir baktım ki istese bile kan verebilecek kişi sayısı oldukça az. Bundan sonra yılda en az bir defa, tabi yine destek alarak kan vericem inşallah. Bu konudaki spekülasyonlara, iddialara v.s. hiç girmek istemiyorum çünkü çözüm önerisi sunmadan eleştirmek, alternatif üretmeden laf söylemek çok kolay. Kanımın üç kişi

Caaanım pidem!

Resim
Daha pide kuyruğunda orucunu yiyen müslümanlar görüyorum her gün ama her gün! Otuz kişi sırada bekliyor insan gibi, sonra otuzumuzdan daha akıllı biri geliyor ve yandan geçip pidesini alıp gidiyor, peşine bir başkası ve bir başkası daha... Eleştirilecek çok şey var. Biz, sırada bekleyenler olarak bu bozgunculara müdahale etmiyoruz, fırıncı olayı gördüğü halde o adamlara "hayır" çekmiyor, yani her tarafından kokuşmuşluk. Basit bir olay gibi gelebilir ama daha pide sırasında bile hak-hukuk nedir bilmezken, umursamazken yahut ve hatta daha önemlisi bu densizlere tepki göstermezken nasıl olacak da hayatın diğer alanlarında başarı gösterebileceğiz? Bu iş her yerde böyle bu ülkede. Bu ikiyüzlüler her yerdeler. Konuşmaya gelince de bu adamlar seni-beni cebinden çıkartıp bozuk para gibi yazı-tura oynuyor. Böyle olmaz, böyle olmaz... Orucun batsın senin, al pideni al, tıka basa ye! Ama dikkat et hak yemek çok fena şişkinlik yapar!

Zor

Resim
En zoru ne biliyor musun? Delirmemek... Etrafına bak, hatta bakmasan da olur.  Ama gör... Ne görüyorsun? En zoru ne bildin mi? Delirmemek...

Gözünüz aydın!

Resim
Böyle yapmazdım aslında... Kafamı çevirip gitmezdim. Konuştuğum, yazdığım her şeyi bir kenara fırlatırmışcasına körelmezdim. Yaşayıp yaşamaması bile önemli değildi ya da kaç gün daha yaşayacağı... Alır ve balkonda ya da odanın birinde, yapabildiğim kadarıyla bakardım ona ve bakmıştım da zamanında. Kaç yaşındaydım hatırlamıyorum ama bahçedeki ağaçlardan birinin altına bir uzun kuyruklu saksağan yavrusu düşmüştü ve alıp odanın birinde beslemiştik onu ailecek, hem de anne-babamızın yattığı odada. Söylemem gerekir ki çok zorlanmış ama kendisini toparlayana kadar vazgeçmemiştik. İki gün önceydi. Bir kumru yavrusuydu gördüğüm. Kanatları tam çıkmamış daha, yuvadan düştüğü belli. Kaldırımda pıtır pıtır yürümeye çalışıyor. Birkaç saniye baktım ona ve kafamda onlarca deli acaba ile gözümü çevirip eve yöneldim. Pişmanlığımın verdiği öfkeyi henüz atabilmiş değilim. İnsanın önüne her zaman iyilik yapma fırsatı çıkmaz. Günlük hayatın rutininde tüketir gideriz ömrümüzü. Fırsat çıktığında da böyl

Ah Hatice ah!

Resim
Herhangi bir konuda herhangi bir çaba göstermeden önce hemen bir kâr-zarar analizi yaparız. Ancak bu hesaplama ekseriyetle maddî eksenlidir. Hatta para yardımı yaparken bile sanki milyonlar bağışlıyormuşçasına "acaba doğru yere ulaşıyor mu" hesabına gireriz. Kolay değildir sevdiğimiz şeyden bir parça bile olsa infak etmek. "Ayık olmak" ayrı bir konu tabi ama anlamsız endişeler bizi o işi yapmaktan tamamen alıkoyuyor. Orta yolu bulmak gerek. Lüzumsuz özdeyişler kitabının ilk sayfalarında yer alan "Hatice'ye değil neticeye bakacaksın aga" önermesi, bu anlamda şu an hedef tahtamda. Yine şerh düşmekte fayda var: Herhangi bir sonuç alınamayacak boş sevdalar uğruna heder olmamayı ve buna yanaşmamayı takdir ediyorum ancak konu bu değil. Hayatta doğru, erdemli, ahlakî davranış şekillerinin hemen hepsi, "sonuç" yahut "netice" olarak tanımladığımız hedeflere ulaşmakta kocaman birer ayak bağı olur, kısa veya uzun vadede hep "zarar&qu

At, avrat, evlat...

Resim
Her zaman üçüncü kelimede bir yanlışlık olduğunu düşünmüştüm. Fazla domestik (hanım evladı) ya da fazla feminen (karı kılıklı) bi yorum olduğu düşünülebilir ama Allah biz'e bir bebek bağışladığında başka türlü düşünmek zor oluyor. Bi kere "silah" kafiyeyi bile bozuyor. Barınma, güvenlik ve ulaşım imkanları; beraber yaşanacak bir hayat arkadaşı ve sonrasında da bir çocuk. Sıra böyle ilerlemeli. Güvenliği sağlayan şey silah değil ki. O, tam tersi güvensizliğin sembolü. Tamam, çocuk sahibi olamayanların durumu ne olacak peki? Bu da ayrı bir imtihan. Çocuklu veya çocuksuz her şey sınanmamız için. Neticede hiç evlen(e)meyen insanlar da var. Kimse birinin diğerinden daha kolay olduğunu iddia edemez. İmtihanların en çetrefellisi evlat ile olanı olsa gerek. Evlenerek aldığınız eş sorumluluğu ile kıyaslanamayacak ölçüde bi yük geliyor insanın omuzlarına, beyniniz adeta ikiye bölünüyor. Anne-babanıza olan saygınız tavan yapıyor. Yolda-belde, televizyonda, internette ya da kita

Aynı

Resim
An itibariyle, normal sarımsağın tadını almak ama yedikten sonraki her türlü etkisinden uzak durabilmek adına ilk defa kullandığım toz sarımsağın beni amacıma zerre kadar yaklaştırmadığını tespit etmiş bulunuyorum. Ne bileyim hani normal ekmekle kıtır ekmek arasındaki fark gibi olur diye düşünmüştüm ama olmadı. Yani boşuna uğraşmayın, kullanım kolaylığından başka (kuru kullanmak gereken bazı karışımlar haricinde) hiç bir dalgası yok. 

Rastgele

Değerlendirenler

Kim terörist?

Kim terörist?

Misafirler