Bütün Yazılar

11 Nisan 2019 Perşembe

Yüreklerdeki Kara Delik

Yüreklerdeki Kara Delik

10 Nisan 2019 tarihi itibariyle bir kara deliğe ait "olay ufku"nu gösteren bir fotoğraf Brüksel'de düzenlenen bir basın toplantısıyla duyuruldu.

2012 yılında, biri Samanyolu’nda, diğeri Messier 87 Galaksisi’nde yer alan iki kara deliği gözlemleme amacıyla Event Horizon adında bir proje başlatıldı. Dünyanın farklı bölgelerine yerleştirilen 8 devasa teleskop sayesinde bu iki kara deliğe ait binlerce veri toplandı ve son iki yıl boyunca bu veriler işlenerek Messier 87 Galaksisi’nin merkezinde bulunan aktif bir süper kütleli kara deliğe ait bu fotoğraf elde edildi.
Dünyamızdan 53 milyon ışık yılı (1 ışık yılı=9.5 trilyon kilometre) uzaklıkta ve Güneş'ten tam 7 milyar kat büyük olan bu kara deliğin olay ufkuna ait olan fotoğraf, aslında kara deliğin 53 milyon yıl önceki durumunu gösteriyor. Yani kara deliğin bugünkü halini gözlemlemek istiyorsak -şu anki imkanlarımızla- bugün kara delikten kopan ışınların 53 milyon yıl sonra bize ulaşmasını beklemek zorundayız. Bu açıdan tarihin en eski fotoğrafı desek hatalı bir tanım yapmış olmayız.
Bugüne kadarki tüm kara delik görselleri simülasyonlarla elde edilmiş yapay görüntülerdir. Bu fotoğraf bu alandaki ilk somut bilgi olma özelliği taşıyor.

Kara delikler üzerlerine gelen ışığı bile yuttuğundan yukarıda gördüğümüz görüntü kara deliği kara delik yapan bölgenin (tekillik) fotoğrafı değil, kara deliğin olay ufku. Olay ufku, ışık ve maddenin kaçamadığı bölgeyi sınırlayan bir alandır. Fotoğrafın merkezinde gördüğümüz siyah oval bölge de kara delik değil. Bu bölge olay ufkunun yavaş yavaş kendine doğru çektiği birikim diskinden kaynaklanan bir gölge. Gölgenin etrafındaki aydınlık bölgeler ise yüksek dönüş hızından dolayı ışımaya uğrayan gazları gösteriyor. Kara deliğin en gizemli noktası olan tekillik fotoğrafta yer almıyor, çünkü bugünkü imkanlarımızla tekilliğin görüntülenmesi imkansız. Ancak bu durum kara deliğin "orada" olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Bu kadar bilimsel bilgiden ve insanoğlunun ulaştığı bu son teknolojiden sonra biraz dönüp gerçek hayatımıza bakalım istiyorum. 53 milyon ışık yılı ötesinden fotoğraf elde eden insanoğlu, bırakın aynı dünya üzerinde yaşayan kardeşlerini, kapı komşusunun halini bile bilmiyor, daha doğrusu umursamıyor. Uzaktaki yıldız hep daha parlaktır, doğru; ama bizi ayakta tutan, yaşamamızı sağlayan her şey yakınımızdakilerdir. 
Modern hayatın içimizde, yüreğimizde büyüttüğü bir kara delik var ve bu kara delik bütün iyilik imkanlarını, fırsatlarını, bütün vicdanımızı içine doğru çekerek yutuyor. Ortaya ise insana, hayvana, tabiata karşı sevgisi, saygısı, merhameti olmayan ruhsuz, hissiz ama çok akıllı varlıklar çıkarıyor.
Bazı görüşlere göre uzaydaki kara delikler yeni bir doğuşun başlangıcı olabilir. Bilimsel olarak bu henüz ispatlanamadı ama umarım insanoğlu olarak içine düştüğümüz bu kara deliğin böyle bir özelliği vardır...





25 Mart 2019 Pazartesi

25 Şubat 2019 Pazartesi

İstisna(lar) vs. Kaide(ler)

İstisna(lar) vs. Kaide(ler)

İnsan zihni pek sever kuralları, sebep-sonuç ilişkilerini. Onlara uymayı veya değer vermeyi değil belki ama tespit etmeyi ve yazıp-çizmesini sever. Kitaplar yazar üzerine, köyler, şehirler, devletler kurar. Uyması zor gelir ama yine de onlarsız yapamaz.
Resimdeki canlı bir ornitorenk. Avustralya’nın endemik canlılarından biri. Gerçi bu mübarek kıtadaki her şey endemik ve bir o kadar da acayip. Kurallar filan derken ornitorenk ne alaka şimdi? Kısa tutacağım, dur bekle. Yarım metre civarında boyu var ve 2 kilo kadar. Canlıları sınıflandırırken kullanılan kaidelerden biri şudur: Yumurtluyorsa memeli değildir. İşte bu canlı, ekidna (dikenli karıncayiyen) ile beraber yumurtlayan memeliler (prototheria) sınıfını oluşturarak bu kaidenin istisnasını teşkil ediyor efendim. Yumurtlayarak üreyen bu canlılar, yavrularını emzirerek büyütüyorlar, üstelik ciddi zehir barındıran bir pençeye sahipler. Evrim konusundaki tartışmaları şöyle bir kenara bırakıp birazcık epistemolojik açıdan bakmak istiyorum bu canlının bende düşündürdüklerine.
Canlıları inceledik ve onları sınıflandırırken genel kabul gören kaideler oluşturduk. Ancak bilgiye ulaşırken, bilgiyi üretirken hep bazı kırılma noktaları oluştu: istisnalar. Hayatın her alanında bunu görebiliriz. Sosyal bilimlerde istisnaların varlığı anlaşılırdır belki ama fen bilimlerinde dahi istisnaların mevcut olması kafa karıştırıyor. Hayatın hiçbir alanı, keskin ve değişmez değil. Tıbben öldü diye morga kaldırılıp, orada uyanan insanlardan, çok basit operasyonlarda masadan kalkamayan insanlara, dünya düzdür diye direten dogmatik düşünceden bugün yer çekiminin varlığını dahi tartışan bilim adamlarına kadar geniş bir istisna çemberi var elimizde.
Burada önemli olan, bu istisnalara verdiğimiz değer. Yoksa genellemelere karşı olmak anlamsız, öğrenmeyi-anlamayı kolaylaştıran bir tekniktir zira. Bilimin her alanında, bu istisnalar üzerinden gelişim sağlanmıştır desek, hatalı bir cümle kurmuş olmayız. Çünkü istisna, azınlıktır ve ayrıca inkar edilemezdir. Üstünü örtebiliriz ama orada bir hakikat olarak durur. Burnumuzun ucuna konan sinek gibidir, küçücüktür ama oradadır, kaşındırır devamlı. 
Özellikle de insan ile ilgili istisnalar en özelleridir; çünkü her insan bir istisnadır, müstesnadır. 
Kurallarımızı, bakış açımızı belirlerken işte bu istisnaları temel almalıyız, yoksa ıskaladığımız durumların sayısı belki az olur ama gerçeğe ulaşma açısından hep geride kalırız. İstisnaları önemsediğimiz sürece gerçekten âdil olabiliriz, gerçekten sevebiliriz, gerçekten ilerleyebiliriz. Yoksa kurduğumuz her yapı naylon olur, tekerrürden kurtulamayız.
Yani bozar efendim… Konu varlık ise, tek bir istisna bile bütün kaideleri bozar.

21 Şubat 2019 Perşembe

İlk Günah

İlk Günah

Cennette mutlu mesut yaşıyorlardı. Dünyada veya öteki alemde, artık o cennet (bahçe) her neredeyse... Günah nedir bilmiyorlardı. Günah bir seçenek değildi belki de. Allah azze ve celle, onlara bir seçenek sundu: "Bundan yemeyin". Sonra kendisine izin verilmiş olan İblis dahil oldu olaya ve kan(dırıl)dılar. Artık günah, onlar için bir seçenek hâlini almıştı. "Pişmanlık" da öyle. Ve utanç da... Örtünmeye çalıştılar ama neyi gizleyebilirlerdi ki Yaradan'dan? Yapamadılar. Sonra yalvardılar, pişman oldular. Malum birisinin yaptığı gibi kendi hataları için Yaradan'ı suçlamadılar ve hatalarını kabul ettiler. Bunu yaptıkça "insan" kalacaklardı. En güzel elbise de buydu zaten. Huzurlu bahçelerinden çıkarıldılar ama ellerinde "en güzel elbise" vardı. Onu giydikleri sürece her yer cennet olacaktı.
Aslında bir düşüş değildi başlarına gelen ya da bir kovulma. İradeden ve tercihten bîhaber yaşarken, iyiliği ve kötülüğü bilinçli olarak seçerek ve bu seçimlerinin de hesabını verip karşılığını sonsuz olarak alacakları bir yaşam şekline dönüşmüştü durumları. Bu bir lütuftu aslında. Belki de tam bir özgürlük... Bunu değerlendirebilirlerse, İblis'in onları kandırmak için söylediği yalanlar gerçek olacaktı.

2 Şubat 2019 Cumartesi

Kim terörist

Kim terörist