2 Kasım 2018 Cuma

Mucize (Wonder) (2017) - Film hakkında

Mucize nedir? Gözümüzün önünde belirli veya belirsiz aralıklarla sürekli tekrar eden olaylara çok çabuk alışıyoruz. Normal kabul ettiğimiz durumlar ile mucize olarak adlandırdığımız durumların temelde tek farkının, birinin çok nadir olarak gerçekleştiği gerçeğini gözden kaçırıyoruz. Atomların hareketinden okyanus dalgalarına, hücrelerden gezegenlere, kokoreççi Sami Usta'nın bıçak darbelerinden yıldızların çarpışmasına varana kadar tüm hareketler ve tüm varoluş başlı başına bir mucize aslında. Bu bakış açısıyla normal-anormal farkı dahi ortadan kalkıyor. İşte tam da bu düşüncelere daldıran sıcacık bir film: Mucize

Sadece sıradan bir izleyici gözüyle, spoiler da vermeden, film hakkında bir şeyler yazayım dedim. Umarım haddimi aşmış olmam.

Genetik bir "anomali" nedeniyle doğuştan itibaren bir çok ameliyat geçiren August, yüzünün diğer insanların arasında dolaşmaya "uygun" olmayışı nedeniyle 5. sınıfa kadar evde annesi tarafından öğretim görmüştür. "Doğru mu yaptım?" endişeleri ile annesi onu 5. sınıfta okula gönderiyor ve kahramanımızın hikayesi başlıyor. 
2012'de R. J. Palacio'nun aynı adlı ve çok satan romanından uyarlanan filmde aslında bir tek kahraman yok. Her şey August'un etrafında dönüyor gibi görünse de her bir karakterin yeterli düzeyde anlatımıyla tek kişiye odaklanmıyorsunuz. 

August'un ailesinin zenginliğinin izleyicinin gözünden kaçırılmak istenmesi yönünde yapılan eleştirilere ise katılmıyorum. Zira anlatılan sorunlar paranın çözebildiği veya çözebileceği meseleler değil.

Küçük başrol oyuncumuz Jacob Tremblay, buradaki performansıyla da ümit vaad eden bir oyuncu olacağını gösteriyor. Kendini özleten Julia Roberts, bilge anne rolüne o kadar yakışmış ve rolün hakkını o kadar vermiş ki August ona her sarılışında sizin de sarılasınız geliyor. Şakacı baba rolündeki Owen Wilson ve diğer oyuncuların öyle ahım şahım bir performansı yok ama herkes rolünü başarılı şekilde yapmış. Zaten oyuncuların %80'i çocuk olduğundan istemeseniz bile ısınıyorsunuz ortama.

Çok daha dramatik ve hatta ajitatif yapılabilecekken tam tadında bir duygusallık verilmiş filmde. Gözlere toz filan kaçıyor ama öyle ciğer deşen cinsten bir arabesk yok. Herkese hitap eden ve belirli bir seviyeden giden melodram; harika yerlere yerleştirilmiş bir kaç özlü sözün yardımıyla yine aynı seviyede bir didaktiklik ile süslüyor filmi.

Filmin sonunda verilen, aslında kimsenin "normal" olmadığı, hepimizin kendi içimizde çok "farklı" olduğu, bu anlamda her birimizin kendi varoluşunun bir "mucize" olduğu mesajı filmden aklıma kazınan temel fikir oldu. 
"Ortaokul öğrencilerine kesinlikle izetilmeli" şeklinde yorumlar dolaşıyor internette ama çocukları yetişkinler eğitiyor, bu nedenle hemen hepimizin bu ve bunun gibi filmleri daha çok seyrederek dersler çıkarmamız gerekiyor.

Bu aralar izlediğim en kaliteli filmlerden olan Mucize'yi şiddetle tavsiye ediyorum, ama boş zamanınızda değil, kendisi için ayırdığınız özel bir zamanda ailecek seyrediniz.
Devamı »

11 Ekim 2018 Perşembe

Yalancının mumu...

Sanırım ortaokul yıllarımdaydı, bu atasözünü ilk duyduğumda aklıma takılan bazı noktalar olmuştu: "Yalancının mumu yatsıya kadar yanar."
İnternetin bu kadar yaygın ve bilginin bu kadar ucuz (değersiz anlamında) olmadığı zamanlarda yaptığım okumalarda hep birbirine yakın açıklamalar vardı. Ortak nokta, yalanın bir şekilde kısa zamanda ortaya çıkacağı hatta daha gün bitmeden gerçeğin kendisini göstereceği şeklindeydi. 
O zamanlar bu atasözü hakkında içimde oluşan ve sebebini izah edemediğim tereddütler ilerleyen yıllarda daha net sorulara dönüştü. Eski zamanlarda, yani insanların günümüzdeki gibi gece en az saat onbir-onikilerde yatmadığı, üçlere-dörtlere kadar tartışma programı veya filmler seyretmediği, kokoreççiye veya dürümcüye gitmediği zamanlarda ortaya çıkan bir atasözü bu. Her gün sabah namazından önce kalkan insanlar, yatsıdan sonra mecburen yatıyorlardı. Mumlar ise akşam ile yatsı vakti arasında yanmaktaydı. Yani yatsıya kadar yanan mum zaten "yaşanan" günün en uç noktasına kadar yanmış olmuyor muydu?
Sahi ne anlatıyor bu atasözü? Bir yalan üzerine kitaplar yazılıyor, devletler kuruluyor, dinler oluşuyor belki ve binlerce yıl devam ediyor bu yalanlar, katmerlenerek. Ömürler tüketiliyor yalanlar üzerine. Hiç de hemen ortaya çıkmıyor bir yalan ve dahi çoğalıyor bakteri gibi. Onu desteklemek için yüzlercesini binlercesini daha üretmek gerekiyor. Yıkılmakta olan bir ev gibi, sürekli destek sütunlar dikiliyor. 
Yalanın tez zamanda kendisini göstereceğini düşünmek, pedagojik olarak faydalı olabilir belki ama bu durum hayatın gerçekleriyle hiçbir zaman ve zeminde uyuşmuyor.
Babamla bir keresinde bu konu hakkında konuşmuş ve kendisinden ikna edici bir açıklama almıştım. Şimdi internette bir arama yaptığımda az da olsa 2007 ve 2014 yıllarına ait aynı açıklamalı girişlerin olduğunu gördüm. Aşağıya, muhtemelen babamın da kendisini okuyarak bu yoruma ulaştığı bir yazara ait olan ve tam da bu atasözüne değinen bir alıntıyı olduğu gibi ekleyerek kenara çekiliyorum. Bu tarz kopyala-yapıştırı sevmesem de daha iyi bir izah yapamayacağım için buna mecburum:

"Yalancının mumu yatsıya kadar yanar demekle günümüz insanları, yalancıların foyasının çok çabuk meydana çıkacağını, yalanın pek dayanıksız olduğunu, yalancının mumunun çabucak sönüvereceğini söylemek istiyorlar. Bu tabiri böyle anlıyorlar, çünkü yatsı namazı insanlarımız için günlük hayatın bir parçası olmaktan, daha doğrusu belirleyici bir parçası olmaktan çıkmıştır. Yatsı kılmamızın da münafıklık ile ne gibi bir bağlantısı olduğu ülke çapında anlaşılır olan gücünü kaybetmiştir. Esasen “münafık” kavramı da Türkiye’nin yaşayan kavramlarından biri değildir.
...
Münafık, kendinin münafık olduğunun anlaşılmaması için geceleri yatsıya kadar mumunu yakıyor. Namaz kılıyor veya kılmıyor, bilmiyoruz ama penceresine bakınca yatsı okununcaya kadar mumunun yandığını görüyoruz. Münafık yatsıdan önce mi yatıyor sonra mı bilmiyoruz, ama yalancı yatsıya kadar mumunu mutlaka yakıyor.
Demek ki yalancının mumu yatsıya kadar yanar sözünü yalancının sahteliği çabuk ortaya çıkar diye değil, yalancılıkla yaşayan insan kendi yalanına destek olacak, tedbirleri alır, biçiminde anlamalıyız. Yalancılık, samimiyetten daha fazla gayret, titizlik ve masraf gerektirir. Zaafını kolayca ele verebilen, sevdiklerine ve nefret ettiklerine karşı duygularını kolayca belli eden insanlar öteki insanlar bakımından büyük tehlike arz etmezler. Böyle insanlar günahlarında bir sistematik kurmuş, mumlarının yanma süresini ayarlamış değillerdir. Ama öyle insanlar vardır ki şartlara hakim olmayı prensip ittihaz etmişlerdir ve dolayısıyla münafık oldukları halde büyük bir çaba, hassas bir titizlik ve yüklü masraflarla münafık görünmelerini önleyecek tedbirler alırlar yani mumlarını geç vakte kadar, saf müslümanların da yattıkları, uyudukları zamana kadar yakarlar.
Yalancının mumunun çabucak söneceğini sanmak yanlıştır, münafıkların mumu kendilerinin mümin olduklarını delillendirmeye yetecek zamana kadar yanar."
Devamı »

7 Ekim 2018 Pazar

Fark-ın-da-lık

"Biz bunların içinde büyüdük, sen balkon çocuğu olduğundan sana ilginç geliyor. B.k böceği bu işte!"

Büyük mavi yer böceği olarak da adlandırılan bu böcek bir carabus türü. Oldukça heybetli ve güçlü bir böcek ve kesinlikle de b.k böceği değil. Yani onun kadar muhteşem değil.

Abinin yüzüne verdiğim cevabı buradan cümle aleme bildirmez isem olmaz efendim. Tabi ona verdiğim cevap biraz daha kısaydı:
Birincisi ben balkon çocuğu değilim ki öyle olsaydım da bir şey değişmez idi. Etrafı bahçelerle çevrili bir gecekonduda büyüdüm ve oradan 25 yaşında ayrıldım. 
İkincisi de belirli bir ortamın içinde doğup büyümek, onun güzelliğinin veya çirkinliğinin farkına varıp varmama ile ilgili değildir. Bizim bahçelerimiz ve evimiz de, akrepten danaburnuna kadar envai çeşit böcekle doluydu ama hepsinden tiksinir ve dahi karşıma çıktıklarında bir şekilde def ederdim onları. Hâlâ sevmem böcekleri ama artık hayranım onlara. İnsan kimi zaman aşık olduğu şeyden nefret eder, kimi zaman da hiç sevmediği bir şeye büyük saygı duyar. 
Takip ettiğim bir video kanalının olumlu etkisiyle artık böceklere olan tiksinme, korku, ürperti karışımı duygular, yerini saygı ve hayranlığa bıraktı. İnsan öğrendikçe ve bildikçe, böcekler dünyasına hayran kalıyor. Sanırım mesele de bu: Bilmek. Bilmediklerimize karşı verdiğimiz tepkilere göre yön alıyor hayatlarımız. Fakat bu "bilmek" ansiklopedik bir durum olarak anlaşılırsa, ciltler dolusu kitap da okunsa bir dirhem fayda veremeyecektir insana. Yakından hatta bizzat tecrübe ettiğimiz olayları dahi yorumlayamayız bu bakış açısıyla.
Bilmediğini bilmek, bildiğini bilmemek gibi agnostik önermelerde bulunamam belki ama anlayabildiğim kadarıyla, insan, öğrendiği şeyin farkına varmadığı, tecrübelerine karşı bir farkındalık oluşturmadığı sürece etrafına karşı olan yıkıcı tutumundan vazgeçemiyor. Yani: Eğitim şart...


Devamı »

3 Eylül 2018 Pazartesi

Çocuktan Öğrendim - Kıskançlık

Bana veya annesine sarılan birisi olduğunda araya girip itiyor sarılan kişiyi. Hatta anne-babanın birbirine sarılmasına bile tahammülü yok. Belki de "kıskançlık" en primitif duygularımızdan biri. 
Kendinden küçüklere veya büyüklere ilgi gösterdiğimizde sorun yok; ama yaşıtlarıyla biraz ilgilendiğimizde yine kıyamet kopuyor. Tek odak kendisi olmalı. Bütün çabası bu yönde. Çok tanıdık bir duygu aslında. Yedisinde ve yetmişinde aynı olma durumu, temel insan özellikleri açısından ne kadar da doğru imiş, heyhat!
Devamı »

1 Eylül 2018 Cumartesi

"Ölüm Allah'ın emri, trafik olmasaydı"

Trafik, klasik bir sorunumuz, eski ama eskimeyen. "Fikirler kadar araçlarla da ilişkilerimizi düzenlememiz gerekiyor" diyor şair. Burada taşıtları kastetmiyordur belki ama konumuz gereği biz öyle anlarsak da yanlış olmaz.

İstatistiklere göre ülkemizde trafik kazalarında her gün yaklaşık 20 (YİRMİ) kişi hayatını kaybediyor. Aşağıya ufak bir tablo ekliyorum:




YILLARA GÖRE TRAFİK KAZA İSTATİSTİKLERİ

YILKAZA
SAYISI
KAZA YERİ
ÖLÜ SAYISI
KAZA SONRASI
ÖLÜ SAYISI (Yaralanıp kaza sonrası ölenler)
TOPLAM
ÖLÜ SAYISI
YARALI
SAYISI
2007825.5615.007189.057
2008950.1204.236184.468
20091.053.3464.324201.380
20101.104.3884.045211.496
20111.228.9283.835238.074
20121.296.6343.750268.079
20131.207.3543.685274.829
20141.199.0103.524285.059
20151.313.3593.8313.6997.530304.421
20161.182.4913.4933.8077.300303.812

Kaynak: http://www.trafik.gov.tr/Sayfalar/Istatistikler/Genel-Kaza.aspx


Aynı resmi kaynağa göre 2017 yılında trafik kazalarında ölen toplam kişi sayısı 7.427, yaralı sayısı ise 300.383. 
Bu istatistiklere ulaşmak çok kolay. Bunları basit bir veri paylaşımı olsun ve 20-30 saniyede okuyup geçelim diye paylaşmıyorum. Ülkemiz yıllardır savaşın ve terörün içinde fakat trafikte kaybettiğimiz insanı hiçbir yerde kaybetmiyoruz. Yaklaşık 30 milyon araç yollarda seri katil gibi dolaşıyor. Ancak hepimiz çok iyi, çok usta şoförüz ve ne yazık ki en büyük terör sorunumuzun trafik olduğunu kabul edemiyoruz. Yol verme kavgası yüzünden birbirini bıçaklayan, birbirine ateş eden insanlarla beraber yaşıyoruz ve bu şekilde hayatını kaybedenlerse bu istatistiklere dahil bile değil.

Bir yılda 7000'in üzerinde insan ölüyor, 300.000 kişi yaralanıyor. Bakınız bunlar çok ciddi sayılar. Hangi afette, hangi savaşta, hangi terörde bu kadar çok insanı bu kadar istikrarlı bir şekilde kaybettik-kaybediyoruz? Hemen her ailenin trafiğe verdiği bir kurbanı mevcut. 

Bayram ve tatil gidişleri-dönüşleri yapılan uyarılar, kamu spotları, cezalar vb. hiç bir önlem bizi bu konudaki hatalarımızdan vazgeçiremiyor.

Burada oturup kazalar şu-şu yüzden oluyor, çözüm için şunları-şunları yapmak gerek tarzında nutuk atacak hâlim ve haddim yok. Herhangi bir taşıt kullanan kişi; içkili bir şekilde araca binmenin, hız limitlerine uymamanın, sürekli acele etmenin, öndeki aracı inatla geçmeye çalışmanın, 20 ton yük alması gereken araca 40 ton yüklemenin, araca balık istifi insan almanın, caydırıcı olmayan cezaların ve diğer malum sebeplerin kaçınılmaz sonucunun, en azından kesin maddi hasarlı bir kaza olduğunu bilir. Herkes bu sayıların sebebini ve çözümünü biliyor. Geriye tek bir seçenek kalıyor: umursamazlık. Umursamadığımız şeyin insan hayatı, başta da kendi hayatımız olduğunu hatırlatmak istiyorum sadece. Bu konudaki aymazlığımızın sonucu ortaya çıkan olaylara kaza değil, cinayet deniyor efendim.

Not: Başlık, bir Özdemir ASAF mısrasıdır.
Devamı »

Çok okunanlar

Geçmişi unutamam

Kim terörist

Kim terörist