25 Şubat 2019 Pazartesi

İstisna(lar) vs. Kaide(ler)

İnsan zihni pek sever kuralları, sebep-sonuç ilişkilerini. Onlara uymayı veya değer vermeyi değil belki ama tespit etmeyi ve yazıp-çizmesini sever. Kitaplar yazar üzerine, köyler, şehirler, devletler kurar. Uyması zor gelir ama yine de onlarsız yapamaz.
Resimdeki canlı bir ornitorenk. Avustralya’nın endemik canlılarından biri. Gerçi bu mübarek kıtadaki her şey endemik ve bir o kadar da acayip. Kurallar filan derken ornitorenk ne alaka şimdi? Kısa tutacağım, dur bekle. Yarım metre civarında boyu var ve 2 kilo kadar. Canlıları sınıflandırırken kullanılan kaidelerden biri şudur: Yumurtluyorsa memeli değildir. İşte bu canlı, ekidna (dikenli karıncayiyen) ile beraber yumurtlayan memeliler (prototheria) sınıfını oluşturarak bu kaidenin istisnasını teşkil ediyor efendim. Yumurtlayarak üreyen bu canlılar, yavrularını emzirerek büyütüyorlar, üstelik ciddi zehir barındıran bir pençeye sahipler. Evrim konusundaki tartışmaları şöyle bir kenara bırakıp birazcık epistemolojik açıdan bakmak istiyorum bu canlının bende düşündürdüklerine.
Canlıları inceledik ve onları sınıflandırırken genel kabul gören kaideler oluşturduk. Ancak bilgiye ulaşırken, bilgiyi üretirken hep bazı kırılma noktaları oluştu: istisnalar. Hayatın her alanında bunu görebiliriz. Sosyal bilimlerde istisnaların varlığı anlaşılırdır belki ama fen bilimlerinde dahi istisnaların mevcut olması kafa karıştırıyor. Hayatın hiçbir alanı, keskin ve değişmez değil. Tıbben öldü diye morga kaldırılıp, orada uyanan insanlardan, çok basit operasyonlarda masadan kalkamayan insanlara, dünya düzdür diye direten dogmatik düşünceden bugün yer çekiminin varlığını dahi tartışan bilim adamlarına kadar geniş bir istisna çemberi var elimizde.
Burada önemli olan, bu istisnalara verdiğimiz değer. Yoksa genellemelere karşı olmak anlamsız, öğrenmeyi-anlamayı kolaylaştıran bir tekniktir zira. Bilimin her alanında, bu istisnalar üzerinden gelişim sağlanmıştır desek, hatalı bir cümle kurmuş olmayız. Çünkü istisna, azınlıktır ve ayrıca inkar edilemezdir. Üstünü örtebiliriz ama orada bir hakikat olarak durur. Burnumuzun ucuna konan sinek gibidir, küçücüktür ama oradadır, kaşındırır devamlı. 
Özellikle de insan ile ilgili istisnalar en özelleridir; çünkü her insan bir istisnadır, müstesnadır. 
Kurallarımızı, bakış açımızı belirlerken işte bu istisnaları temel almalıyız, yoksa ıskaladığımız durumların sayısı belki az olur ama gerçeğe ulaşma açısından hep geride kalırız. İstisnaları önemsediğimiz sürece gerçekten âdil olabiliriz, gerçekten sevebiliriz, gerçekten ilerleyebiliriz. Yoksa kurduğumuz her yapı naylon olur, tekerrürden kurtulamayız.
Yani bozar efendim… Konu varlık ise, tek bir istisna bile bütün kaideleri bozar.
Devamı »

21 Şubat 2019 Perşembe

İlk Günah

Cennette mutlu mesut yaşıyorlardı. Dünyada veya öteki alemde, artık o cennet (bahçe) her neredeyse... Günah nedir bilmiyorlardı. Günah bir seçenek değildi belki de. Allah azze ve celle, onlara bir seçenek sundu: "Bundan yemeyin". Sonra kendisine izin verilmiş olan İblis dahil oldu olaya ve kan(dırıl)dılar. Artık günah, onlar için bir seçenek hâlini almıştı. "Pişmanlık" da öyle. Ve utanç da... Örtünmeye çalıştılar ama neyi gizleyebilirlerdi ki Yaradan'dan? Yapamadılar. Sonra yalvardılar, pişman oldular. Malum birisinin yaptığı gibi kendi hataları için Yaradan'ı suçlamadılar ve hatalarını kabul ettiler. Bunu yaptıkça "insan" kalacaklardı. En güzel elbise de buydu zaten. Huzurlu bahçelerinden çıkarıldılar ama ellerinde "en güzel elbise" vardı. Onu giydikleri sürece her yer cennet olacaktı.
Aslında bir düşüş değildi başlarına gelen ya da bir kovulma. İradeden ve tercihten bîhaber yaşarken, iyiliği ve kötülüğü bilinçli olarak seçerek ve bu seçimlerinin de hesabını verip karşılığını sonsuz olarak alacakları bir yaşam şekline dönüşmüştü durumları. Bu bir lütuftu aslında. Belki de tam bir özgürlük... Bunu değerlendirebilirlerse, İblis'in onları kandırmak için söylediği yalanlar gerçek olacaktı.
Devamı »

2 Şubat 2019 Cumartesi

Çocuktan Öğrendim - Varlık ve Yokluğun Öğrettikleri

- Bunu ister misin?
- I ııh
- Bunu?
- Iıııh
- Gel şunu yapalım?
- İstemiyoyum!
- Ne istiyosun?
- Canım hiç bi şey istemiyoy!
Devamı »

25 Ocak 2019 Cuma

Evlat Sevgisi & Allah Sevgisi

Bir muhabbet meclisinde bir abim şöyle demişti: "Akşam eve geliyorum ve fark ediyorum ki ben imanımı evladım kadar sevemiyorum..." Biraz durup düşününce fark ettim ki dil ile çok kolay söylenen ama uygulamada çok zor olan bir eylem bu: Allah'ı sevmek.
Evlat sevgisi kişi ile çocuk arasındaki fiziksel bir bağ temelinde oluşan ya da başlayan bir sevgi. Bu bağ her zaman biyolojik şekilde başlamayabilir. Evlatlık çocuklar da aynı şekilde sevilebilir. Ama diğer bütün sevgiler çok daha farklı bir çaba gerektiriyor.
Evladını anlamak gibi bir durumu olmaz çoğu zaman ebeveynlerin. Çoğunlukla elde olmaz bu anlamadan sevme durumu, sadece seversin. Ancak Yaradan'a duyulan sevgi diğer tüm sevgilerin temelindedir ve "Seviyoruz tabi ki" deyip bırakılamaz. İspat ister her daim. Aslında bütün sevgiler böyledir, teoride. Her "normal" insan ailesini sever ama bunu gösteremeyebilir veya farklı şekillerde ifade edebilir. Ancak bir yerde bu sevgi muhakkak kendini gösterir.
Sevgi mefhumunun gereklerini yerine getirmeden varlığından bahsedemeyiz. Evladını, eşini, kardeşlerini veya ebeveynlerini ya da başka herhangi birini her gün dövüp sonra da onları sevdiğini söyleyen bir kişinin samimiyetine inanmak akıl işi olmayacaktır. O zaman Allah'ı veya her neye inanıyorsan o'nu sevmeyi, diğer sevgiler gibi nasıl en derinlerimizde hissedebiliriz? İnandığımız öğretinin ibadetlerini veya gereklerini, sûreten yerine getiriyor olabiliriz. Dışarıdan bakıldığında gerçek mü'min veya dava insanı gibi de görünebiliriz. Fakat iş gerçekten bir fedakarlık yapmaya gelince, işte o zaman rengimiz belli olur. Allah'ın koyduğu sınırlar veya inandığımız öğretilerin düsturları ile evladımızın, eşimizin, dostumuzun, ailemizin istekleri veya "mutluluğu" çatıştığında hangisini tercih ediyorsak, samimiyetimizin seviyesi de o kadardır.
İnanan insan için "evlatlarımız için yaşıyoruz, onlar mutlu olsun yeter" benzeri cümleler, her neye inanılıyor olursa olsun inancı temelinden sarsar. Çünkü insan mutluluğunun sınırları yoktur. Çoğunlukla bizi mutlu eden şeyler, bizim iyiliğimize değildir. Evlatlarımız mutlu etmek uğruna Allah'ın rızası olmayan işler yaparak nasıl din dairesinde kalmayı umabiliriz?
Bir yandan her bir anlamın temeline ve kaynağına "ben"i koyan varoluşçu düşünceyi eleştirirken diğer yandan kendi veya başkalarının keyfi için her fırsatta inancının öğretilerini ötelemek, örselemek veya tamamen görmezden gelmek, büyük ama farkına varılmayan bir paradokstur.
Kur'an'ın "sarp yokuş"dediği ve önce kendimizi boyunduruklarımızdan kurtarmamız gereken durum budur belki de. Sebeplerin sebebini seversek, diğer her şeyi sevmemek için sebebimiz kalmaz.

Hasılı sevgi fedakarlık ister, kurban ister, kendini kurban etmeyi, kendinden kurban etmeyi ister. Habil miyiz yoksa Kabil mi? Karar vermeliyiz artık, çünkü kurbanımız ona göre kabul gör/mey/ecek.


Fotoğraf: Annie Spratt
Devamı »

19 Ocak 2019 Cumartesi

En çok...

En çok sigaranı kıskanıyorum. Hüzünlüyken, neşeliyken, umutluyken, tükenmişken, sağlıklıyken, hastayken, hem de çok hastayken, dinçken, yorgunken, açken, tokken, uykuluyken, uyanıkken, çayın yanında, suyun yanında, benim yanımda... Her zaman onunlasın. Her şeye ama her şeye üşenirken bu merete hiçbir zaman ve zeminde üşenmeyişin beni ölesiye kıskandırıyor. Bu bir paranoya değil, acı gerçeğin daniskası hem de... Kendimi onunla kıyaslamıyorum ama "senin için canımı veririm" gibi şaşalı bir cümle kuran insandan, ben dokunmaya kıyamazken kendisini kendi elleriyle öldürüşünü seyretmekten usandığım için bunu bırakmasını istediğimde makul bir çaba beklemeyi hak ediyor olmalıyım. Evet, insanın herhangi bir alışkanlığını bırakması, ondan vazgeçmesi kolay değildir; hatta en zorudur, bunu çok iyi biliyorum; çünkü o kadar çok şeyden vazgeçtim ki... Kiminden pişmanım, kiminden değilim. Sevgime veya yaptıklarıma karşılık beklemiyorum, sadece biraz çaba bekliyorum ve biraz dürüstlük de fena olmazdı. Her koşulda vazgeçilmezin olmayı çok isterdim, o zıkkım öyle çünkü. Aklımı kaybetmemek için çok çabalıyorum, bunu bil. Gerçi bunları sana anlattım hep... Ben hep anlattım sana, her şeyi; ama bu sadece hüznümü  artırdı ve senin de umursamazlığını...

Ne diyordum? Hah! En çok sigaranı kıskanıyorum...
Devamı »

Çok okunanlar

Geçmişi unutamam

Kim terörist

Kim terörist