23 Eylül 2012 Pazar

Fark...

Her şeye rağmen mutlu olmaya çalışmakla, her şeye rağmen mutlu etmeye çalışmak arasında o kadar büyük bir fark var ki... Bencillikle diğergâmlık arasındaki fark gibi...

15 Eylül 2012 Cumartesi

Simit

İlginç bir oyundu. Bu tür vurdulu kırdılı, sadist oyunlardan hep uzak durmaya çalıştım ama illa ki oynamışlığım oldu. Yöresel küçük farklılıklar olabilir veya her çocuk oyununda olduğu gibi oynayanlar kendi aralarında anlaşarak bazı şeyler ekleyip çıkarabilirler ama bizim oynadığımız simit'i hatırımda kaldığınca anlatayım.
En az üç kişi olmalı ama asıl zevki 8-10 kişi ile alırsınız. Fakat oynayacağınız arkadaş grubunu iyi seçmelisiniz; zira birbirine gıcık kapan arkadaşlar bu tür oyunlarda biraraya geldiğinde büyük kavgalar çıkar. Ayrıca giyilecek ayakkabılar iyi seçilmeli, ne biliyim mesela sivri burunlu kunduralar veya bot tarzı şeyler giyilmemeli ve darbelerin sadece ama sadece ebenin dübürüne yapılması konusunda tüm oyuncularla hemfikir olunmalıdır. Yoksa zaten yapısı gereği bir kaç elden fazla sürmeyen bu oyun, daha ilk elden ebenin ağlayarak eve dönmesiyle son bulur.
İlk önce bir ebe seçilir. Diğer her oyunda olduğu gibi ebe seçmede türlü türlü yollar izlenebilir, biz genelde top sektirerek en az sektireni ebe yapardık ki bu genelde ben olurdum. "Taş kağıt makas"tan tutun da "ooo piti piti"ye varana kadar her türlü yol mübah. Şanslı kişi belirlendikten sonra oyun alanının ortasına yaklaşık bir metrekarelik güvenli bir daire çizilir. Burası ebe için dünya üzerindeki tek sığınaktır. Oyun başladığında ebe akciğerlerine alabildiği kadar hava alır ve güvenli bölge dışına adımını atar atmaz "simiiiiiiiiiiiiiii...." diye bağırmaya ve alandaki diğer oyunculardan herhangi birine dokunmak için çılgınca koşmaya başlar. O son harfi yani "t" harfini söylediğinde halen birine dokunmayı başaramamışsa ebe çemberine gidene kadar oyunculardan tekme yer. Şanslıysa ve birine dokunmuşsa yeni ebe o olur ve garibim güvenli bölgeye gidene kadar tekme yer, en çok da eski ebeden. Ebenin dikkat etmesi gereken en önemli nokta, oyuncuların gazına gelip çemberden çok fazla uzaklaşmamaktır. Veya oyuncuları tahrik ederek yakına gelmelerini sağlamak da çoğu zaman işe yarar. Ha bir de çember etrafında pusu kuran çakallar var tabi. Bu mahluklar, nefesi tükenip de kimseden tekme yemeden çembere ulaşmayı başaran ebeye: "Sen öyle zannet" dercesine birer tekme atarlar son anda. Zaten yarım saatten fazla oynadığımızı hatırlamıyorum. İstesek de oynayamazdık, genelde tekmelerin ayarı kaçar ve kavga çıkardı.
Bir de buna benzeyen "zıldır zımba" diye bir oyun vardı ki tek farkı ebenin güvenli bölgeden çıkarken "zıldır zımba bir iki üç" diyerek ve her hecede uzun atlama yapar gibi birer adım atarak saldırıya geçmesi ve cümle bittikten sonra da mücadeleye tek ayak üstünde devam etmesiydi. Eğer yanılır da iki ayağını birden yere basarsa çemberine dönene kadar tekmeleri yerdi.
İkisi de erkek oyunu olmasına rağmen bazen kızların da bize karıştığını hatırlıyorum. Ulan ne şiddet sever toplumuz arkadaş be! Çocuk oyunlarımız bile tekmeli tokatlı...