24 Mart 2012 Cumartesi

Bir dize...

Her yer şuracıkta, her yer yakın
Gel gör ki uzaklık büyümede yüreklerde...
2008 KPSS'de Türkçe bölümünde çıkan bir sorudan.

18 Mart 2012 Pazar

Yorulduk...

"Yorulduk beklemekten. Yorulduk bulduğumuz yuvarlak taşları derelerde düşürüp kaybetmekten. 
Yorulduk beklemekten. Yorulduk gözlerimizi ucu görünmeyen yollara dikmekten. Değişmedi ritimler. Değişmedi avuçlarımızdaki uzun kırık çizgiler. Hâlâ bir arpa boyu yol, gittiğimiz. Kumsallara dağılmış deniz kabukları kadar az hâlâ sayımız. Hâlâ duruyor bir kömür karasının yüzlerimize dokuduğu kir. Tütünün gecelerimize eklediği zifir... Yorulduk beklemekten. Yorulduk rüzgârın yorduğu fırıldaklarda çılgınca dönmekten. Gelmedi haberini beklediğimiz ulak. Yürümedi anlamın can suyu dallarımıza. Açılmadı çiçekleri bahçelerimizin. Çıkmaz sokaklar gibi kaldık her birimiz. Yıkık köprüler gibi kaldık. Dünyanın dışına düşüyor attığımız bütün taşlar. Tellere takılıyor uçurduğumuz bütün hayaller. Bütün hayaller... Bütün görünmez kuşları içimizdeki ormanın... Dışımızdaki ormanın... Yorulduk beklemekten. Yorulduk bilinmezliğe açılan tıkırtılara kulak vermekten. Dinmedi sözlere sinen o uğursuz uğultusu kötülüğün. Sonu gelmedi canımıza kasteden o tatsız hikâyenin. Kesilmedi çınlaması geçmişin. Kesilmedi kulaklarımızdaki çınlaması geçmişin... Parmaklarımızdaki çınlaması geçmişin... Sözlerimizdeki çınlaması geçmişin... Çınlaması çınlaması çınlaması geçmişin... Yorulduk beklemekten. Yorulduk bulduğumuz yuvarlak taşları derelerde düşürüp kaybetmekten. Durmadı hiçbir şey yerli yerinde. Durmadı hiçbir şey tarifinin içinde. Gezegen döndükçe döndü herşey. Gezegen durdukça durdu herşey. Yıldızlar söndükçe söndü herşey. Yıldızlar yandıkça yandı herşey. Yandı herşey. Söndü herşey. Yorulduk beklemekten. Yorulduk günleri eski eşyalar gibi üst üste denklemekten. Çözülemedi nefretin kör düğümleri. Açılamadı zihinlerin paslı kilitleri. Bulunamadı insanlığın yitik hazineleri. Toplanamadı unufak olmuş parçaları gerçeğin. Silinemedi toprağın belleğine işleyen şiddet. Unutulmadı vahşet. Kan ve et... Yorulduk beklemekten. Yorulduk sıkıntının nikotin kılıklı hançerini içimize çekmekten. Demli çay bardaklarının dibinde boğulup gitmekten. Ayaklarımıza dolanıyor geride kalan günler. Önümüze çıkıyor ardımızda kalan saatler. Rüyalarımıza giriyor hayatlarımızdan çıkan merhamet. O ak sakallı ihtiyar... O nurlu rivayet... O onurlu seğirme... O kayıp vadi... Yorulduk beklemekten. Yorulduk gecenin karanlığında sönüp sönüp gitmekten. Hiç tam varolamadan silinip eksilmekten. Bulunamadı derinimize gizlenen o dikenli sır. Bilinemedi zamanımızı çalan o asır. O uzun, o çok uzun, o bitmek bilmez asır... O kısa, o çok kısa, o yetmek bilmez asır... Konamadı teşhisi yalnızlığımızın. Herşeye bir parça benzeyen yalnızlığımızın. Hiçbir şeye benzemeyen yalnızlığımızın. Benzerliğimizin ve benzemezliğimizin... Yorulduk beklemekten. Yorulduk hayatı uzaktan izlemekten. Hayatı eğlencesiz bir film gibi izlemekten... Hayatı eğlenceli bir şölen gibi izlemekten... Bir gün dönümü gibi, bir yaprak dökümü gibi, bir canlının ölümü gibi sessizce izlemekten... İlan edilmemiş bir ölüm gibi gizlice izlemekten... Hayatı öylece izlemekten... Bir yerde duramamaktan... Bir yere dönememekten... İleri gidememekten... Geri gelememekten... Vardıkça vardıkça varamamaktan... Aradıkça aradıkça bulamamaktan... Yorulduk beklemekten. Yorulduk umudun ipini çılgınca atlamaktan. Umudu ortadan ikiye katlamaktan. Dörde ve sekize katlamaktan. Umudun pimini çekip birlikte patlamaktan. Parça parça parçalanmaktan... Lime lime dağılmaktan... Her bir tarafa savrulmaktan... Ve yine bir bütünmüş gibi davranmaktan... Aradan sadece bir dakika daha geçmiş gibi davranmaktan... Kadrandan bir dakika daha kaçmış gibi davranmaktan... Yorulduk beklemekten. Yorulduk göğsümüze saplanan merminin kalbimize ulaşmasını beklemekten. Varlığa önemsiz yokluğumuzu eklemekten... Yokluğa bir başka yokluğu eklemekten... Sürdüredururken âniden teklemekten... Sadece beklemekten... Beklemekten... Yorulduk beklemekten" 

Gökhan ÖZCAN