29 Ekim 2009 Perşembe

Tersine

Hep kabul görülenin tersini yapmaya çalıştım, "Neden?" sorusuna cevap bulamadığımda.
Lise ikinci sınıfta çenemde sakal çıktığı andan itibaren, müdür yardımcısının tırnağıyla yoluşuna inat sakal bıraktım. Fakültedeyken çevreme ve babama inat top sakal bıraktım. İşe girince de bir kaç hafta tüm sakal bırakıp, birkaç hafta ülkücü bıyığı bıraktım, "İstikrarlı olmak lazım." diyen daire başkanına inat. İstikrar bile kıldan tüyden ibaret bir şey olmuştu artık. Tabi memur olunca artık sakal üzerine "terslik" yapma imkanım kalmadı şu an.
*
Hasta değilken bir şeyleri bahane edip sağlık raporu almadım hiç.
İskenderin yanında ayran içtim daima.
Çizgili gömleği çizgili kravatla giydim hep.
Ayakkabımla uyuşmayan kemer taktım.
En ufağından en büyüğüne kadar hiç bir işimde bir referans aramadım, bir yerlerdeki bir tanıdığı kullanmadım (Bir şekilde bulaşmışsam eğer, kaçmak için yaşadığım şehri terketmeyi göze aldım).
Hep inadına ve hep tersine "normal" olanı yapmaya çalıştım. Gariplik bende değildi. Herkes olması gerekeni biliyor ama çoğunlukla uygulamıyordu. Bu yüzden koyunun olmadığı yerde keçiye "Abdurrahman Çelebi" diyorlardı. Fakat anormallikler diyarında bırakın erdemli olmayı normal kalmak bile oldukça zor ve zorlaşıyor.

Ve "aynı" olmanın ilginç ve iğrenç cazibesi kaplamıştı herkesi. Esas inadım da bunaydı. Farklı olmak isyandı her zaman.

26 Ekim 2009
23:30 civarı

Zor

Alıştığın, aşina olduğun her şeyden uzaklaşıp yeni bir yerde yeni bir hayat kurmak kolay olmuyor.
İşin maddi boyutu bir yana, bu yeni duruma uyum sağlarken insan kendini oldukça yalnız hissediyor. Fakat insan soyunun bir özelliği var: Her şeye ama her şeye alışır. Hayata, ölüme, mucizelere, savaşa, cinayetlere, soygunlara, yanlışlara, sıkıntılara, zorluklara... Ve yalnızlığa da alışır.


2009 Eylül sonu

3 Ekim 2009 Cumartesi

Bu Yüzden

Sabah 9 civarı... Ana caddeden karşıya geçmek için bekliyorum. Arabalar durdu ama yayalara hâlen kırmızı yanıyor (Bu durumu hiç anlamam zaten). Doğal olarak hep beraber karşıya geçmeye başladık. Arkamdan bir erkek sesi: "Niye duruyorsun, geçsene!"... Ve bir hanım sesi cevap veriyor: "E kırmızı yanıyo ama...". Başta iki arkadaş kendi arasında şakalaşıyor sanmıştım ama erkek sesini yükseltmeye başlayıp hanım kız da "Bağırma!" diye çıkışınca ve biri sağımdan diğeri solumdan geçip gidince anladım durumu. Hanım kızın, arabalar durduğu ve diğer bütün yayalar karşıya geçmeye başladığı hâlde kaldırımda dikilip yeşil ışığı beklemesi birisini fena kızdırmıştı. "Sabah sabah ayar ediyolar adamı yav!" diyordu. Kız çıkıştıkça "Gonuşma, kes!" diye susturuyordu.

Evet, sorunumuz bu sanırım. Kurallar bizi "ayar ediyor". Kendi koyduğumuz kurallar bile ve hatta en çok da onlar. Her zaman bir şekilde kuralı aşmanın yolunu arıyoruz. Bu durum insan doğasının bir sonucu belki ama sanırım biz toplum olarak işin suyunu da çıkarmışız. Bunu yeşili beklemeyip kırmızı ışıkta geçme olayımıza bakarak söylemiyorum. Bu, sadece tipik bir örneği bu ayar olmanın.

Hanım kıza bağırdığı için hiç birimiz adamı terslememiştik, çünkü hepimiz bile bile yanlışı yapıyorduk, kendimizce sebepler bularak.

3 Mart 2009 Ankara