28 Şubat 2011 Pazartesi

Tuhaf

Bazı soruların cevapları olmuyor ve bazı ülkelerde de cevabı olmayan soruların miktarı çok fazla olabiliyor.

Bir ülke düşünün ...Halkının çoğunun inandığı dine; değerlere inanmama özgürlüğü; hem hukuki hem entelektüel hem dek ısmen bile olsa toplumsal olarak bir "hak" şeklinde kabul edilmiş olsun -ki inanç özgürlüğü, insanın varoluşundan gelen en tabii haktır. Ancak o ülkenin tarihinde öyle kişiler, kurumlar, kavramlar var ki onlara inanmıyorsanız "insan olmanız mümkün değil"... Onları asla eleştiremez, karşılarına herhangi bir alternatif getiremez ve hatta elleyemezsiniz bile. Haddininze değildir, küçük beyinleriniz almaz. İşte böyle ülkelerde cevapsız soruların sayısı ve cevap bulmanın sorumluluğu da fazla oluyor. Özellikle en temel sorunun yani "Neden?" soeusunun cevabını bulamıyorsunuz. Neden bu insanların ilahlarına bile inanmama özgürlüğüm varken, bazı şahıs-kurum-kavramları en küçük şekilde bile eleştiremiyorum?! 
Resmî anlayışla halkın anlayışı bu tür ülkelerde ya örtüşmez ya da o kadar ilginç bir hâle gelir ki örtüşmeyen fikirler bile -mış gibi yapmayı, yayılma politikası olarak kabul etme durumuna bürünürler ya da tek bir "Neden?" sorosuyla yıkılıverecek bilinçsiz-zorlama bir örtüşme hâli oluşur.
Çok tuhaf ülkelerdir bu ülkeler. Bu tuhaflık da kolay çözüm bulunur cinsten değildir. En kötüsü de bu tuhaflığın-çelişkinin saç-baş yolduracak şekilde küresel bir hâl almasıdır.
İnsan soyu olarak dünyanın en kolay, en tabii şeylerini öyle zor, yapay, karışık ve çelişkili hâle getiriyoruz ki... Her önermemizi "ama" ile başlayan cümlelere bağlıyor ve neredeyse hükümsüz-anlamsız kılıyoruz. Dilimizle kalbimiz, kalbimizle ellerimiz birbirinden ayrı çalışıyor. Hayatın her alanında ikircikli tavırlar içindeyiz. Belki de bu yüzden hep payı paydasından küçük kalıyor mutluluklarımızın...
29 Mart 2010

27 Şubat 2011 Pazar

Aşk


Aşk ateş, nasihatse rüzgar gibidir. Yel ateşi alevlendirir.
Sâdî - Bostan