24 Nisan 2016 Pazar

Ah Hatice ah!


Herhangi bir konuda herhangi bir çaba göstermeden önce hemen bir kâr-zarar bilançosu çıkarırız. Ancak bu hesaplama ekseriyetle maddî eksenlidir. Hatta para yardımı yaparken bile sanki bir kamyon para yardımı yapıyormuşcasına "acaba doğru yere ulaşıyor mu" hesabına gireriz. Kolay değildir sevdiğimiz şeyden bir parça bile olsa infak etmek. Ayık olmak ayrı bir konu tabi ama anlamsız endişeler bizi o işi yapmaktan tamamen alıkoyuyor. Orta yolu bulmak gerek.

Lüzumsuz özdeyişler kitabının ilk sayfalarında yer alan "Hatice'ye değil neticeye bakacaksın aga" önermesi, bu anlamda şu an hedef tahtamda. Yine şerh düşmekte fayda var: Herhangi bir sonuç alınamayacak boş sevdalar uğruna heder olmamayı ve buna yanaşmamayı takdir ediyorum ancak konu bu değil. Hayatta doğru, erdemli, ahlakî davranış şekillerinin hemen hepsi, "sonuç" yahut "netice" olarak tanımladığımız hedeflere ulaşmakta kocaman birer ayak bağı olur, kısa veya uzun vadede hep zarar olarak görünür. Bu yüzden mesela bakın bugün yalan-dolan, sahtekarlık, hatta hırsızlık dünya ticaret hayatının raconu olmuştur. Başka türlü netice alamazsın. Peki netice ne burda: Dünyanın yüzde yirmilik kısmının zenginliğini korumaya devam etmesi ve hatta mümkünse servetlerini katlaması... Bu uğurda oluşturulan ahlak(sızlık) en üstten en alt tabakaya kadar meşru kabul ettiriliyor gönüllerde. Siyaset, ekonomi, bilim, tıp, hukuk hatta sanatta bile bu raconun düsturlarını okuturlar bize.
Netice odaklı, daha doğrusu maddi netice odaklı kurulan veya bu hale dönüşen ideolojiler, medeniyetler ne kadar yaşarlarsa yaşasınlar yok olmaya mahkum olacaktır çünkü bu yaklaşım her zaman mağdur üretir. Burada da devreye mübarek bir atasözü giriyor: Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste. Bunu söyleyen atamıza her gün bir Fâtiha okumamız lazım.
Şu lafı düşünerek bi okusak ya. Hatice kim burada? Hatice sensin, Hatice benim, Hatice insan, insafsız! Hangi insan hangi netice için feda edilebilir? Bugün bir insanı feda edenin yarın bin insanı feda etmeyeceğinin garantisi var mı? Sayıyı kime-neye göre ve kim belirleyecek?!
Hayat, yanlış şıkkı işaretlediğinde ya da kaydırma yaptığında asla puan alamayacağın optik bir form mu ki?
Biri bu konuda bir kitap yazsa da okusak. Gerçi indirilmiş bir tane var. Baştan sona bu konuya değiniyor.
Şükür ki Yaradan aldığımız sonuca değil sadece gidiş yolumuza puan verecek. Bundan büyük rahmet ol(a)maz.