Eski Çocuk Oyunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eski Çocuk Oyunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2013 Çarşamba

Misket



Belki de bu kategori de ilk olarak anlatılması gereken konu misket olmalıydı ama geçti artık.
Eski çocuk oyunlarımızın güzelliğinden dem vurup o günleri yâd etmeyeceğim. Zaman değiştikçe günlük hayatın her safhası da değişiyor. Bu değişimleri hemen "doğru-yanlış" diye değerlendirirken çok dikkatli olmak lazım. 
Ben ailemden izin aldıkça bu eski oyunları oynardım ama benim ailem bu oyunları oynayarak büyümedi, onların aileleri de onların oyunlarını hiç oynamadı belki. Yani bugün bu eski oyunların değil de hiçbir amacı yokmuş gibi görünen sanal ortamlardaki aktivitelerin/oyunların yaygınlığını görüp peşin hüküm vermemek gerek. Bu neslin çocukları da birkaç nesil sonra ortaya çıkan oyunlar karşısında; tıpkı bu neslin oyunları hakkında peşin hüküm verenler gibi şaşırıp kalacaklar, kesinlikle. İnsan hayatı önlenemez bir hızda her geçen gün değişiyor, oyunların da bundan pay alması çok normaldir. Neyse daha fazla kafa ütülemeyim, zaten misket konusuna nereden başlayacağımı bile bilmiyorum. Ekip(man) bulsam şimdi bile oynarım, o kadar severim.

Doğru mudur bilemem ama Mısır’da bulunan bir çocuk mumyasının yanında da misket bulunmuş. Artık oynamak için mi kullanıyorlardı veya ne şekilde oynuyorlardı bilemem ama tüm dünyada bilinen en eski çocuk oyunlarından biri olduğu bir gerçek.

Misket, bilye, bilya, cicoz, cille, mile ve yöreye göre değişen daha birçok ismi var. Diğerleri neyse de "cicoz"u hiç duymamıştım, internet bilgisi. Bizim mahallede “misket” ve “bilye” kelimeleri kullanılırdı. Nasıl yapıldığı konusunda en ufak bir fikrim yoktu, hâlen de yok ve araştırarak olayın büyüsünü bozmak da istemiyorum. Lütfen siz de bozmayın. Bugün herkes her türlü bilgiye isteği anda ulaşabiliyor, bu bazen çok çirkin oluyor bence. Hayal kurmaya bile fırsatın kalmıyor. O mika misketlerin içine süt katıldığını filan zannederdim küçükken. İçindeki dalgalı şekillere büyülenmiş bir şekilde bakardım. Hiç iddialı bir oyuncu olmadım ve hiç o kadar çok misketim de olmadı. Yani bir avucu geçmedi tüm misketlerimin sayısı. Hatırlarım bazı çocuklar birkaç kavanoz miskete sahipti.
Herkesin hayalini süsleyen bazı misketler vardı. Aslında çocukların dünyasında farklılıklar daha fazla emin olun, büyüdükçe tekdüzeleşiyoruz, hayallerimiz bile aynı oluyor. Kimisi mika misketlerin hastasıydı; kimi düz şeffaf cam misketleri, kimi ise demir misketleri severdi. Kimisi sadece büyüklüğüyle ilgilenirdi. Ben düz siyah cam misketlerin hastasıydım.

Ne biliyim, neresinden başlayım misketin? Yani bir çocuğun hayata dair temel unsurları öğrendiği en önemli oyundur belki de. Mesela sendeki misketleri beğenen arkadaşınla, senin onunkiler arasında sevdiklerini takas edersin, bazen çok sevdiğin arkadaşına hibe edersin, kazanırsın, kaybedersin ve bu şans değildir. Bileğinin, emeğinin, ortaya koyduğun sermeyenin ürünüdür kazancın. Mal edinme ile ilgili ilk fikirleri edinirsin, paylaşmayla ilgili… Her bir misketini ayrı ayrı tanırsın ama yeri gelir (çok nadir de olsa) gözünü karartıp saçarsın ortalığa, paylaşırsın. Ve ilginçtir ben mesela hiç misket satın almadım. Arkadaşımın verdiği birkaç misketle “oyuna” dâhil oldum ve kısa sürede bir avuç misketim oldu. Yani illa birileri satın alıyordu, şimdi hemen ideolojik düşünmeye gerek yok ama asıl olan piyasadakini paylaşmaktı oyuncularla. Misket dünyasındaki bu ortak dolaşımı belki de bir daha hayatımızın hiçbir safhasında göremeyiz.
İlk misketimi saklardım, onu riske etmez uğur gibi taşırdım yanımda. Aslına bakarsanız tüm çocukluk hayatım boyunca toplasanız on saat bile oyna(ya)mamışımdır ama düşünün bu bile beni bu kadar etkilemeye yetti, öyle bir oyun işte.
Ayrıca eski misketlerin de önemi vardır oyuncular için. Belli etmeseler de çocukça da olsa bir saygı duyulur çizik, kırık misketlere… Ha değişimlerde kıymeti olmazdı, eyvallah, ama değer verirdik be!
Her miskete özelliğine, desenine, malzemesine, büyüklüğüne göre farklı isimler verilirdi. Bu isimler genel kullanılan isimler olduğu kadar o yöre çocuklarının ve hatta bizzat misket sahibinin uydurduğu isimler bile olabiliyordu. Mesela atış yapmak için oyuncunun kendisine seçtiği ve devamlı kullandığı miskete “kafalık” denirdi ki bu ortak isimdi.
Bir sürü oyun çeşidi vardı. Sanırım hemen her çeşidini az da olsa oynadım. Şimdi burada oyunun tekniğini anlatacak halim yok, anlatmak da istemiyorum zaten. Nedir yani, al bi avuç misket, birkaç arkadaşını da kat yanına ve kendi oyununu oluştur ne olacak sanki… Amaç eğlenmek, dokunarak, hissederek, paylaşarak… Ama ismen de olsa yâd etmek isterim misket oyunu çeşitlerini: Kuyu, zehir, üçgen… Evet fazla sayamadım çünkü hatırlamıyorum :)
Farklı farklı atış teknikleri de vardı. Oyunun çeşidine göre bazen tercihe kalan bazense mecburen yapılan atış şekilleriydi bunlar. Ben genelde yandaki resimdeki gibi atardım ama başparmağımın eklem yeriyle değil, doğrudan tırnağımla hız verirdim. Bazı arkadaşlar o eklem yeriyle öyle hızla ve öyle isabetli atışlar yaparlardı ki hayran kalırdım. Ve bazen de diğer oyuncular belirlerdi nasıl atış yapılacağını. Mesela sıra bana geldi diyelim, ama benim atış şeklimi belirlemeye fırsat kalmadan uyanıklardan biri yüksek sesle (bağırarak değil ama, her şeyin bir raconu var) benim atış şeklimi belirlerdi. Bu bazen atıcının yararına bazense zararına olabiliyordu. Bu atış şekilleri rastgele değildi, yani “amuda kalkarak” dese o şekilde atacak değiliz. Bazı kalıpları var. Basit gibi görünüyor ama kitabına göre oynamaya kalkınca, bilinmesi gereken o kadar çok kural var ki.  Bu kalıplardan bazıları şunlar:

El Üstü:
Bu ifade, daima atış yapan kişinin erken davranıp söylemeye çalıştığı anahtar sözcüktür. Çünkü her durumda atıcının yararınadır. Bir elimizin parmaklarını yere dikerek ve atışı yapacağımız elimizi işte bu parmaklarımızı diktiğimiz elimizin bilek kısmına getirerek atışı yapmamıza izin verir ki bu pozisyon, eli olabildiğince öne getirerek çeşitli mızıkçılıklar yapmamıza da imkân sağlar.

"Yerden" veya "El Altı":
El üstünün tam tersi olarak, atışı, elimizi yere tamamen yapıştırarak yapmamıza neden olan ve haliyle rakipler tarafından erken davranılarak söylenen atış şeklidir. Yerin eğimi, engelleri vb. özellikler karşısında her zaman atıcıyı dezavantajlı konumda bırakan ve isabet ihtimalini oldukça düşüren çok gıcık bir atış şeklidir.Sanırım sadece bir karış kadar mesafedeki hedeflerde atıcıya fayda sağlıyordu.

Çer-çöp:
İlginç bir ifadedir ve önce kim söylerse ona fayda sağlar. Sıra sizdeyse ve ilk siz söyleyebildiyseniz atış yapacağınız alandaki istenmeyen malzemeleri yani çeri-çöpü temizleyebilirsiniz. Ama rakibiniz önce söylediyse, atış yaparken bu engelleri temizleyemezsiniz. Tabi böyle bir durum için gerçek toprak zeminler gerekiyor.

Bunların dışında da bir sürü ifade var ama hatırlamam çok zor. Ayrıca her çocuk oyununda olduğu gibi oynayan kişiler de bazı ek kurallar getirirlerdi. Örnek veremeyeceğim ama biz de yapardık.
Yazı uzun oldu ama bence hak eden bir konu.
Canım çekti ha şimdi.  Bi kaç kişi olsa da ütsem hepisini…

Devamı »

15 Eylül 2012 Cumartesi

Simit

İlginç bir oyundu. Bu tür vurdulu kırdılı, sadist oyunlardan hep uzak durmaya çalıştım ama illa ki oynamışlığım oldu. Yöresel küçük farklılıklar olabilir veya her çocuk oyununda olduğu gibi oynayanlar kendi aralarında anlaşarak bazı şeyler ekleyip çıkarabilirler ama bizim oynadığımız simit'i hatırımda kaldığınca anlatayım.
En az üç kişi olmalı ama asıl zevki 8-10 kişi ile alırsınız. Fakat oynayacağınız arkadaş grubunu iyi seçmelisiniz; zira birbirine gıcık kapan arkadaşlar bu tür oyunlarda biraraya geldiğinde büyük kavgalar çıkar. Ayrıca giyilecek ayakkabılar iyi seçilmeli, ne biliyim mesela sivri burunlu kunduralar veya bot tarzı şeyler giyilmemeli ve darbelerin sadece ama sadece ebenin dübürüne yapılması konusunda tüm oyuncularla hemfikir olunmalıdır. Yoksa zaten yapısı gereği bir kaç elden fazla sürmeyen bu oyun, daha ilk elden ebenin ağlayarak eve dönmesiyle son bulur.
İlk önce bir ebe seçilir. Diğer her oyunda olduğu gibi ebe seçmede türlü türlü yollar izlenebilir, biz genelde top sektirerek en az sektireni ebe yapardık ki bu genelde ben olurdum. "Taş kağıt makas"tan tutun da "ooo piti piti"ye varana kadar her türlü yol mübah. Şanslı kişi belirlendikten sonra oyun alanının ortasına yaklaşık bir metrekarelik güvenli bir daire çizilir. Burası ebe için dünya üzerindeki tek sığınaktır. Oyun başladığında ebe akciğerlerine alabildiği kadar hava alır ve güvenli bölge dışına adımını atar atmaz "simiiiiiiiiiiiiiii...." diye bağırmaya ve alandaki diğer oyunculardan herhangi birine dokunmak için çılgınca koşmaya başlar. O son harfi yani "t" harfini söylediğinde halen birine dokunmayı başaramamışsa ebe çemberine gidene kadar oyunculardan tekme yer. Şanslıysa ve birine dokunmuşsa yeni ebe o olur ve garibim güvenli bölgeye gidene kadar tekme yer, en çok da eski ebeden. Ebenin dikkat etmesi gereken en önemli nokta, oyuncuların gazına gelip çemberden çok fazla uzaklaşmamaktır. Veya oyuncuları tahrik ederek yakına gelmelerini sağlamak da çoğu zaman işe yarar. Ha bir de çember etrafında pusu kuran çakallar var tabi. Bu mahluklar, nefesi tükenip de kimseden tekme yemeden çembere ulaşmayı başaran ebeye: "Sen öyle zannet" dercesine birer tekme atarlar son anda. Zaten yarım saatten fazla oynadığımızı hatırlamıyorum. İstesek de oynayamazdık, genelde tekmelerin ayarı kaçar ve kavga çıkardı.
Bir de buna benzeyen "zıldır zımba" diye bir oyun vardı ki tek farkı ebenin güvenli bölgeden çıkarken "zıldır zımba bir iki üç" diyerek ve her hecede uzun atlama yapar gibi birer adım atarak saldırıya geçmesi ve cümle bittikten sonra da mücadeleye tek ayak üstünde devam etmesiydi. Eğer yanılır da iki ayağını birden yere basarsa çemberine dönene kadar tekmeleri yerdi.
İkisi de erkek oyunu olmasına rağmen bazen kızların da bize karıştığını hatırlıyorum. Ulan ne şiddet sever toplumuz arkadaş be! Çocuk oyunlarımız bile tekmeli tokatlı...
Devamı »

21 Temmuz 2011 Perşembe

Tornet


Çeşitli semtlerde “bilyeli”de denir. Mahalleli çocukların F-1 yarış arabalarıdır. Bol yokuşlu yerlerde sık rastlarsınız, yani rastlardınız.
Oturak olarak kullanacağınız bir tahtanın ön ve arka altına iki çubuk çakar, bu çubukların ucuna da teker yerine geçecek birer bilyeli rulman takarsınız. Dönüş kontrolü için bazılarında ön takım ayakla yönlendirilebilecek şekilde çakılmış olur. Çocuğun hayal gücüne göre ve çeşitli kanallardan (baba, dayı, marangoz amca vb.) aldığı desteğe göre çok farklı tornet modelleri de ortaya çıkar. Tornet önüne araba markası yapıştırmalar, oturak yerine minder çakmalar, rulman yerine özel tekerler takmalar veya işi abartıp 5-6 rulman takmalar filan...

Eskiden bu bilyeli rulmanları bakkallar satardı, şimdi var mıdır bilmiyorum ama bir bakkal bulduğum ilk anda soracağım.

Herkesin tornet yapma imkanı olmazdı bu yüzden çoğu çocuk bu rulmanları fırlatarak onun dönerek gitmesinden aldığı hazla yetinmeye çalışırdı. Ben de bir süre böyle yapmıştım.
 










Devamı »

Çok okunanlar

Geçmişi unutma

Kim terörist

Kim terörist