31 Aralık 2011 Cumartesi

?

Tedavi olmak için kullandığın şey, hastalığının asıl sebebi ise ne yaparsın?
Kullanmasan öleceksin, kullansan çere değil...

13 Aralık 2011 Salı

Toprak...


Temiz ve alçakgönüllü topraktan çıkan insanoğlu! Ruhunu ve zamanını koru. Toprağa temiz olarak girmeye çalış!

Bostan

27 Kasım 2011 Pazar

Bir dize...

Dallarda incecik bir ışık kaldı sevgiden,
Hem güneş, hem ay, hem yıldızlar ağladı...


2008 KPSS'de Türkçe bölümünde çıkan bir sorudan.

7 Kasım 2011 Pazartesi

Peygamber...

Gülümseyen bir çehre ama kederli
Saygılı ama dimdik
Mütevazı ama vakarlı
Yorgun ama kararlı
Bitkin ama mücadeleci
Mutlu ama sakin
Mutsuz ama ümitli
Sessiz ama çığlık çığlığa
Öfkeli ama müşfik
Sevinçli ama mutedil
Ağlayan ama sessiz
Sahipli ama kimsesiz
Gözü yaşlı ama içli
Zayıf ama güçlü
Kral ama taçsız
Mağdur ama suçsuz
Önder ama yurtsuz
Yürüyen ama koşar adım
Herkesle ama yalnız
Yalnız ama herkesle
Övgü dolu ama sitemkar
Sade ama içten
Fakir ama zengin
Zengin ama yoksul
Hükümdar ama halk
Birisi ama baştacı
Darda ama bölüşen
Zorda ama yetişen

Bağışlanmış ama af dileyen
Güvende ama tedbirli
Korunmuş ama temkinli
Kudretli ama dertli
Yaralı ama doktor
Muhalif ama dosttur
Müeddip ama zarif
Meskün ama garip
Muhacir ama fatih
Mükedder ama mutlu
Soylu ama kutlu
Beşer ama seçkin
Mübelliğ ama yetkin
Muzaffer ama kuşkusuz
Hatalı ama kusursuz
Mustakim ama makbul
PEYGAMBER AMA KUL.

Prof. Dr. Ali Akyüz
"Yaşayan Kuran Hazreti Peygamber" adlı kitabından

3 Kasım 2011 Perşembe

Jelibon

Bir arkadaşımdan duyup merak etmiş ve denemiştim. Bir gün suda bekletilmiş jelibonlar:

2008

30 Ekim 2011 Pazar

Biz...

"Bu bizim karakteristiğimiz: Susarız, çok susarız; tepemize binerler, üstümüze çıkarlar; ayağa kalkarız, bu sefer de hiç oturmayız, her şeyi berbad ederiz."
Erkin KORAY
2007
TRT2'de
bir programda

Yapar mısın?

Havaya bir taş atsam ve taş havada kalsa,
Yukarıya çıkar da taşı indirir misin?
Dışıma kar yağerken içim ateşte yansa
Rahatını bırakır, gelir söndürür müsün?
A. Karakoç

22 Eylül 2011 Perşembe

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Gönüldaş...



Varsa bir gönüldaşın bağla gönlünü,
Sonra da dünyaya kapa gözünü!
Gülistan

21 Temmuz 2011 Perşembe

Tornet


Çeşitli semtlerde “bilyeli”de denir. Mahalleli çocukların F-1 yarış arabalarıdır. Bol yokuşlu yerlerde sık rastlarsınız, yani rastlardınız.
Oturak olarak kullanacağınız bir tahtanın ön ve arka altına iki çubuk çakar, bu çubukların ucuna da teker yerine geçecek birer bilyeli rulman takarsınız. Dönüş kontrolü için bazılarında ön takım ayakla yönlendirilebilecek şekilde çakılmış olur. Çocuğun hayal gücüne göre ve çeşitli kanallardan (baba, dayı, marangoz amca vb.) aldığı desteğe göre çok farklı tornet modelleri de ortaya çıkar. Tornet önüne araba markası yapıştırmalar, oturak yerine minder çakmalar, rulman yerine özel tekerler takmalar veya işi abartıp 5-6 rulman takmalar filan...

Eskiden bu bilyeli rulmanları bakkallar satardı, şimdi var mıdır bilmiyorum ama bir bakkal bulduğum ilk anda soracağım.

Herkesin tornet yapma imkanı olmazdı bu yüzden çoğu çocuk bu rulmanları fırlatarak onun dönerek gitmesinden aldığı hazla yetinmeye çalışırdı. Ben de bir süre böyle yapmıştım.
 










17 Haziran 2011 Cuma

Tekrar

Bu çağın insanları olarak tekrardan hoşlanmıyoruz. Hem de en küçüğünden bile. Oysa "tekrar"larla dolu bir dünyada yaşadığımızın farkında değiliz. Güneşin her gün doğudan doğup batıdan batmasından, her sonbaharda yaprakların dökülüp ilkbaharda tabiatın yeniden canlanmasından, sistemlerin ve galaksilerin kendi içinde ve dışında dönüşlerine kadar varan bir tekrar... En küçüğünden en büyüğüne kadar "tekrar"larla çevrili bir dünyadayız. Ama hiçbir "tekrar" diğeriyle aynı değil aslında. Tekrarlardaki farklılığı göremez hâle ge(tiri)len gözler, insanın "mutlu" olmasını da engelliyor. Bu tekrarları "aynı" sanan insanlar müthiş bir "farklılık" arayışı içine giriyor. Oysa ne yaparlarsa yapsınlar, hayat onları yine "tekrar" çıkmazının içine düşürüyor. İşte kaos o zaman başlıyor: Sürekli farklılık arama kaosu... Tekrarlardaki farklılığı, farklılıktaki tekrarı ve tekrarların üzerindeki birliği görmeye çalışan gözlerse kör edilmeye çalışılıyor. Evet...
2008

19 Mayıs 2011 Perşembe

Ölüm

Ölüm bir rüzgar gibi esince bütün çanlar susar.
Madem böyledir, o halde başında taç veya boynunda vergi yükü olmuş ne çıkar!
Biri zuhal yıldızına yükselse, öteki zindana kapatılsa, ölüm gelince herkesi eşitler...
Sâdî
(Bostan'dan)

16 Mayıs 2011 Pazartesi

!

"Bir de genç olacaksınız. Ben sizin gibiyken..."

Bu ve benzeri ifadeleri bir kez daha duyarsam söyleyen kişiye ağız-burun dalacak kadar (ama içimden) sinirleneceğim. Nedir bu! "Şu an"ı kendi geçmişimizle değerlendirecek-kıyaslayacak kadar dar kafalarımız. Halbuki bir şeyi unutuyoruz; bizim geçmişimiz de başkalarının "şu an"ıydı ve onlar da aynen bunları söylüyordu belki de.
"Ben sizin gibiyken"le başlayan cümleler, zamanın ve ona bağlı olarak da hemen her şeyin yaşadığı değişimi anlayamadığı için dünyanın en anlamsız cümleleridir ve bir gerçeği görmezden gelirler daima: Bu cümleleri söyleyen kişilerin de kendilerinden önceki gençlerden farklı olduğu gerçeği.
Hem kendimizin hem de başkalarının başına gelen her olayı sadece kendi tecrübelerimize dayanarak yorumlamak, ne yaparsak yapalım vazgeçemeyeceğimiz bir hastalığımız. Üç tane Yozgatlı (örneğe takılmayın) tanıyarak "Yozgatlılar şöyledir, böyledir..." diye genelleme yapabiliyoruz. Tanıdığımız insan sayısı en fazla dört yüz- beş yüz iken, milyarlarca insan hakkında bile "insanlar böyle işte" diye kestirip atabiliyoruz. "Senin gibisi bulunmaz." diyoruz biraz iyi biriyle karşılaşınca. Halbuki hiçkimse bu önermeyi yapabilecek kadar çok kişiyi tanımış olamaz. Bizim başımıza gelmeyen bir olay başkasının başına da gelmez diye düşünürüz hep.
Kendi yazdıklarımızla çelişen bir önermeyle bitirelim: İnsanlar çok garip...

2010

28 Şubat 2011 Pazartesi

Tuhaf

Bazı soruların cevapları olmuyor ve bazı ülkelerde de cevabı olmayan soruların miktarı çok fazla olabiliyor.

Bir ülke düşünün ...Halkının çoğunun inandığı dine; değerlere inanmama özgürlüğü; hem hukuki hem entelektüel hem dek ısmen bile olsa toplumsal olarak bir "hak" şeklinde kabul edilmiş olsun -ki inanç özgürlüğü, insanın varoluşundan gelen en tabii haktır. Ancak o ülkenin tarihinde öyle kişiler, kurumlar, kavramlar var ki onlara inanmıyorsanız "insan olmanız mümkün değil"... Onları asla eleştiremez, karşılarına herhangi bir alternatif getiremez ve hatta elleyemezsiniz bile. Haddininze değildir, küçük beyinleriniz almaz. İşte böyle ülkelerde cevapsız soruların sayısı ve cevap bulmanın sorumluluğu da fazla oluyor. Özellikle en temel sorunun yani "Neden?" soeusunun cevabını bulamıyorsunuz. Neden bu insanların ilahlarına bile inanmama özgürlüğüm varken, bazı şahıs-kurum-kavramları en küçük şekilde bile eleştiremiyorum?! 
Resmî anlayışla halkın anlayışı bu tür ülkelerde ya örtüşmez ya da o kadar ilginç bir hâle gelir ki örtüşmeyen fikirler bile -mış gibi yapmayı, yayılma politikası olarak kabul etme durumuna bürünürler ya da tek bir "Neden?" sorosuyla yıkılıverecek bilinçsiz-zorlama bir örtüşme hâli oluşur.
Çok tuhaf ülkelerdir bu ülkeler. Bu tuhaflık da kolay çözüm bulunur cinsten değildir. En kötüsü de bu tuhaflığın-çelişkinin saç-baş yolduracak şekilde küresel bir hâl almasıdır.
İnsan soyu olarak dünyanın en kolay, en tabii şeylerini öyle zor, yapay, karışık ve çelişkili hâle getiriyoruz ki... Her önermemizi "ama" ile başlayan cümlelere bağlıyor ve neredeyse hükümsüz-anlamsız kılıyoruz. Dilimizle kalbimiz, kalbimizle ellerimiz birbirinden ayrı çalışıyor. Hayatın her alanında ikircikli tavırlar içindeyiz. Belki de bu yüzden hep payı paydasından küçük kalıyor mutluluklarımızın...
29 Mart 2010

27 Şubat 2011 Pazar

Aşk


Aşk ateş, nasihatse rüzgar gibidir. Yel ateşi alevlendirir.
Bostan