23 Kasım 2013 Cumartesi

Yuva

Hani çayırlarda filan olur, böyle koparıp üflersin, ters şemsiye şeklinde bir demet tohum filizlenecek bir yer bulma ümidiyle havada uçuşur. Bunlar onlardan değil ama yine de ona benzer tohumlar ve sanırım hemen yakındaki at kestanesi ağacıyla bir ilgisi vardı. Bu arada at kestanesinin çiçeğini hiç gördünüz mü veya fark ettiniz mi bilmem ama benim için dünyanın en güzel çiçeklerinden. Neyse konu şu ki her neyin tohumuysa kendisinden yuva yapılamayacak kadar hafif ve uçucu bir malzeme. 
En küçük hücreden ve hatta atomdan tutun da galaksilere varıncaya kadar yaratılan her şey bir yuva kurma çabasıyla meşgul -belki de-. Ya da o kadar yüksekten uçmayalım ve örneğimiz üzerinden gidelim. Çalışkanlığın tüm klişe örneklerinin üzerinden verildiği bu mahluklar... Durun bi de arılar vardı de mi? Hatta asıl çalışkan olan arılardı, karıncalarsa toplama açısından daha çok kapitalizme, eşit paylaşım açısındansa komünizme örnek verilebilir. Şimdi bu açıdan bakınca 2008 yılında bir caminin bahçesinde çektiğim bu fotoğraf çok itici gelmeye başladı. Yeniden başa dönecek olursak bu bilinçsiz -görünen- varlıklarda bile bir yuva kurmanın, beraber ayakta ve hayatta kalma mücadelesinin eşsiz timsali gözlerimizin önüne seriliyor vefakat faydasız siyasi tartışmalarımız, birbirimize katlanamamaktan kaynaklanan çocuksu ama can yakan kavgalarımız, günlük basit ihtiyaçlarımız, heveslerimiz, özenmelerimiz ve tabi (kendi) cebimizi doldurma çabalarımızdan her gün tabiatın bize alenen gösterdiği bu manzaraların hiç birisi bize ilginç gelmiyor. 
Biz daha aile düzeyinde bile bu küçük yaratıkların seviyesine ulaşamadık ki toplum olarak veya insanlık olarak büyük bir yuva kuralım...