Kuran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kuran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2018 Cumartesi

Camide cep telefonunu açık unutmak

Önceleri deli olurdum, "Nasıl yapabilir bir insan evladı bunu? Al işte, gitti bütün huşû!" şeklinde kibirli itirazlar dolanırdı kafamda, câmide birinin cep telefonu çaldığı zaman. Kendim de unuturdum arada ama yine de düşüncem değişmezdi.
Burada "camilere girerken telefonlarınızı sakın kapatmayın" propagandası yapmıyorum. Tabi ki her yerden telefon sesi gelse makul bir ortam olmaz. Amacım, kapatma sebebi olarak gösterilen ifadeleri temel alarak, ibadetlerimizdeki tutumumuzu gözden geçirmek.



Muhakkak bir camide gözünüze çarpmıştır şu uyarı: "Hak ile bağlantıya geçtiğinde, halk ile bağlantıyı kes!" 
Bunun sebebi nedir?

"Onlar ki salâtlarında huşû içindedirler" Mü'minûn Sûresi 2. âyet.

İşte sebebi bu âyet. Peki bu âyette geçen huşû "halk ile bağlantıyı keserek" mi oluyor. Nedir bu kelimenin anlamı. 
Kelime hkaşiye خَشِيَ fiilinden türemiştir. hkaşiye ise "korkmak" demektir. Ancak Arapçada yirmiye yakın çeşitte "korkmak" vardır. hkaşiye nin farkı ise korku ve saygı unsurlarını bir arada barındıran uhrevî boyutudur. Yılan veya gök gürültüsünden korkan birisi bu fiili kullanamaz. Bu nedenle huşû kelimesi "derin bir ürperti ve saygı" şeklinde anlaşılmalıdır. TDK'nın sözlüğündeki anlam bu açıdan oldukça uygun: 

TDK
huşu: gönlü Tanrı korkusu ve saygısıyla dolu olma, Tanrı’ya boyun eğiş.

Bu anlamda huşû, herhangi bir bağlantıyı keserek değil, bütün bağlantılarımızı, alıcılarımızı açarak mümkün olur. Aksi halde doğu dinlerindeki trans yani cezbe halinden hiçbir farkı kalmaz. İbadet halindeki bir müslümanın tensel ve tinsel bütün refleksleri açık olmalıdır. Aslında sadece ibadet halinde değil, bütün hallerinde böyle olmalı insan. Kendinden geçmiş bir vaziyette ibadet etmek, hurafelere boğulmuş geleneksel anlayışımızda dahi makbul karşılanmamıştır. Ancak ne yazık ki "cezbe" dün ve bugün, İslam adı altında toplanmış bir çok grupta temel zikir ritüeli olarak kullanılmaktadır.  

Cep telefonu rahatsızlığımdan beni tamamen kurtaran olay ise televizyonda izlediğim bir haber oldu. Neresi olduğunu unuttuğum bir yerde Cuma namazı esnasında bir amca yere yığılıyor ve yanındakiler namaz bitmeden ona müdahale etmiyordu. Adam kalp krizi geçirdiği için, geçen süre zarfında zaten hayatını kaybediyordu. Kimse namazın "huşû"sunu bozmamıştı. Peki Kur'an'a sorduğumuzda nasıl bir cevap alırız beraber bakalım:
".... ve bir kimse bir hayat kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibi olur ..." Mâide Sûresi 32. âyetten

Mesele sevap hânesindeki sayı artışıysa eğer, burada haberde sözü geçen cemaat, bütün insanlığı kurtarmanın amel defterinde ne kadar büyük bir katma değer getireceğini görememiş oluyor. Belki de zamanında müdahale etselerdi amca yaşamaya devam edecek ve ecelini bekleyebilecekti.
Yani şeytan sözünü tutuyor ve doğru yolun üzerinde oturup bizlere her yönden vesvese vererek  anlamsız kaygılar ve kibir ile ibadetlerimizin bile içini boşaltıyor. Sevgimiz, saygımız, anlayışımız, sabrımız, huşûmuz... Her şeyimiz pamuk ipliğine bağlı maşallah. Havada uçan sinek bile bozuyor tüm ayarlarımızı. Fırsat vermeyelim efendim. (Sineğe değil, şeytana)
Devamı »

24 Nisan 2018 Salı

En iyi çocuk oyuncağı şarkısı olabilir


"yahut (kendi) aç iken (başkasını) doyurmaktır." Beled Suresi 14. ayet

"Ve kendi canları çekmesine rağmen muhtaçlara, yetimlere ve esirlere yedirirler," İnsan Suresi 8. ayet
Devamı »

15 Ekim 2017 Pazar

Oku...

Kur'an'ın inmesinden maksat güzel huylar kazanmaktır. Yazılı sureyi kurallarıyla okumak değil.

Sâdî - Gülistân
Devamı »

23 Eylül 2017 Cumartesi

Sihirbazlar...

Rahmân ve Rahîm Allahın adıyla,
65. [Büyücüler] Musa'ya: "Ey Musa!" dediler, "[önce] sen mi atacaksın [asânı], yoksa ilk atan biz mi olalım?"
66. [Musa:] "Hayır, [önce] siz atın!" karşılığını verdi. Ve derken onların ipleri ve asâları, yaptıkları sihir marifetiyle, o'na hızla akıyorlarmış gibi göründü;
67. öyle ki, bu yüzden Musa'nın içinde bir korku belirdi. 
68. [Fakat o'na:] "Korkma!" dedik, "Sonunda üstün gelecek olan sensin!
69. [Şimdi] sağ elindeki [asâyı] at, bu [senin attığın] onların düzenlediği her şeyi yutacaktır: [çünkü] onların bütün yaptığı sihirden ibaret; ve zaten sihirbaz, hangi amacı güderse gütsün, asla başarıya ulaşamaz!

Tâhâ Sûresi

Sihir-büyü var mıydı yok muydu tartışmasının ötesinde bu pasajı anlamaya çalışmak lazım. 
Bunun bir ilim olduğu yani "var" olduğu Kur'an'dan açıkça anlaşılıyor. Ancak mahiyetinin bir aldatmacadan ibaret olduğu da yine ilgili pasajlardan kolayca anlaşılabiliyor. Paylaşmak istediğim mesele ise insanların inançlarını kullanarak para veya şan-şöhret kazanan üfürükçülerin çok çok ötesinde. Bunlar oldukça masum kalıyor zira. 
Bilindiği üzere "firavun" özel bir isim değil, fi tarihindeki Mısır hükümdarlarının ünvanı. Ancak kendilerine verilen isim değişse de tebaasını kontrol altında tutmak için iktidarların kullandığı yöntemlerin prensipte değiştiği söylenemez. Beste hep aynı ama entrümanlar farklı. Spor, Televizyon, gazete, dergi, reklam, sinema, tiyatro ve hepsinden önemlisi de sosyal medya, dünün firavunlarının en âlâ sihirbazlarına taş çıkartacak şekilde sistemin göz boyama amacına hizmet ediyor ve işi en temelinden sorgulamanıza bilinçli veya bilinçsiz, planlı veya plansız şekilde zaten engel oluyor. Öyle ki mesela inancınızın temelindeki Zâtın, yani Yaratıcının, bizim durumumuzda Allah'ın varlığını özgürce inkar edebilirsiniz -ki bu normal ve gereklidir de, dileyen inanır dileyen inanmaz- ama belli bazı kişileri ve kurumları hele hele yönetim şeklini vb. tabuları asla eleştiremezsiniz. Bu bir özgürlük olamamanın ötesinde bir çok kesim tarafından size insan muamelesinin yapılmasını bile engelleyen bir suçtur. Bundan büyük sihir olmasa gerek. Herkes belirli alanlarda sözünü geçirecek şekilde sihirbazlarını yerleştirmiştir köşe başlarına ve korku salarlar yüreklere. Sosyal hayatımıza bir bakalım, neler şekillendiriyor, kimler şekillendiriyor. Şöyle olmalı ya da böyle olmamalı dediğimiz konular, hemen vazgeçtiğimiz ya da asla vazgeçemediğimiz şeyler aslında ne kadar makul? Eylemlerimizin arkalarında yatan sebepler dürüstlük, erdem, ihtiyaç yahut inanç gibi kabul edilebilir değerler mi yoksa sadece herkes öyle düşündü(rüldü)ğü için bize de makul gelen metaforlar mı?
Kolay değildir, Allah'tan vahiy alan bir nebî bile korkuyorsa, basit bir hokkabazlık değildir bu. Günümüzdekilere ise direnmeyi bırakın sihrin farkına varmak bile çoğu zaman imkansız. Bu sihir karşısında dik durmak için Kitâb'a daha fazla sarılmaktan başka ne yapılabilir? Âsânın kocaman bir yaratığa dönüşüp oyunları bozduğunu, denizin yarıldığını ve daha nice mucizeleri gören gözler, bir ay gibi bir süre nebîden ayrı kalınca altın buzağı heykeline ilahî bir değer vermeye başlamıştır.
Fakat bu sihrin aslında hiçbir zaman başarıya ulaşamayacağı garantisini veriyor Allah. Daha ne istiyoruz ki? Sadece biraz samimi olalım inancımızda ve biraz da hareket katalım. Önümüzde aşılacak denizler var ama yola düşmeden yardım gelmez. Ha bi de saf seçmek lazım. Hangisi olacağız? Firavun mu, yardakçı sihirbaz mı yoksa vahyin peşindeki Musa mı?
Devamı »

8 Mart 2017 Çarşamba

Bağ-la-m

" ...sarhoşluk veren şeyler ve şans oyunlarında... insanlar için bazı yararlar vardır..."
Bakara Sûresi 219. âyet

Nasıl yani? Kur'an'da içki ve kumarın faydası olduğu mu yazıyor? Evet, yazıyor, inanmayan açıp okuyabilir.

Bugün özellikle görsel iletişimin muazzam imkanlara ulaşması sonucu görsel manipülasyonun yolları da geometrik olarak artıyor. O yüzden herhangi bir konu hakkında okuduğumuz, seyrettiğimiz, dinlediğimiz haber, yorum vb. üzerinde hüküm sahibi olmadan önce çok dikkatli araştırmamız şart. Aslına bakarsanız bu durum tarih boyu böyleydi.

"Bi dur dinle" deriz değil mi? Evet, bi durup dinlemeli, ardını-arkasını, başını-sonunu iyice değerlendirmeli, hak ettiği değeri vererek üzerinde düşünmeli ve tüm bunlardan sonra bir sonuca varmalıyız. Gözümle gördüm, kulağımla dinledim, elimle elledim gibi argümanlar hiçbir hüküm için geçerli sebep olamaz.

Mesela Efendimiz (s.a.v.) in "Yürek eti yemezseniz, imanınız olmaz" şeklinde bir söz söylediği rivayet edilir kitaplarda. Bu söz ilk bakışta da son bakışta da anlamsız değil mi? Fakat önyargıları yahut kuru kuruya lafza olduğu gibi inanmayı bir kenara bırakıp bu sözün kimlere ve ne üzerine söylendiğini araştırınca insanın imanı artıyor (araştırmak size kalsın). Tabi bu kadar masum olmayan birçok rivayet var ama şimdi konu bu değil. (Bkz. keçinin yediği Kurân sayfası)

Aynı durum elbette ki âyetler için de söz konusu. Bağlamından kopararak okuduğunuzda tam tersi sonuçlara ulaşıyor ve Kitâb'ı baştan sona çelişkilerle dolu bir hâle getiriyoruz. Mesela "Dinde zorlama yoktur" diye kocaman bir âyet varken bir bakıyorsunuz ki zorlamanın olmadığı tek bir alan bile kalmamış kitaplarımızda. Şükür ki asıl Kitâb elimizde, yoksa insanların uydurduğu şeylere inanmak akıl kârı değil. Tabi aklı bir kenara bırakınca her şey mümkün. "Bu yol akıl yolu değil derler" değil mi, onca âyetle dalga geçercesine.

Girişteki âyetin tamamını mahsus almadım. Okuyanlar, aslında başka bir şeyden bahsedildiğini kolayca anlayacaktır. Bu âyeti daha sonra başka bir konu için tekrar yazacağım ama burada Kur'ân hakkında demek istediğim şey; nasıl ev alırken inşaat mühendisi, araba alırken kırk yıllık oto ustası ve hatta telefon alırken holding sahibi gibi davranıyor, harıl harıl araştırıp, onlarca yerden sorup-soruşturup öyle satın alıyorsak, sonsuz hayatımızla-ahiretimizle ilgili söylenen her şeye hemen inanmayalım, araştıralım. Söyleyenin kim olduğu da önemli değil. Hesap gününde herkes ferd olarak hesaba çekilecek ve "Falanca böyle dediydi, ben de ona uydum" dememiz de bir işe yaramayacak. Kitâbımız hepimizin önünde, açık ve anlaşılır. Yarım saatlik araştırmayla bize yetecek doğru anlamı bulamayacağımız tek bir ayet mevcut eğil. Anlamadığımız şeyden bizi niye sorumlu tutsun ki Yaradan. Yeter ki çabalayalım, ucuz din tâcirlerine prim vermeyelim. Allah aşkına!
Devamı »

Çok okunanlar

Geçmişi unutma

Kim terörist

Kim terörist