15 Nisan 2010 Perşembe

Yağlı Sabun

"Yağlı sabun... Yağlı sabun..."

Otobüs durağında sırada bekleyenlere sabun satmaya çalışan bir kadıncağız. Sabunların temizliği yüzüne vurmuş, ışıl ışıl parlayan bir teyze... Düşünmeye başladım ki son zamanlarda pek yapmadığım bir şeydi bu. Önümdeki arkamdaki hanımlara baktım gözucuyla. Yeni ve parıltılı elbiselerine, boyalı saçlarına, yüzlerine ve gözlerine baktım. Eksik bir şeyler vardı her yerlerine bulaşan. Eksik olduğunu görebiliyordum çünkü bende de eksikti. Metanet, sabır, tahammül, sevecenlik, saf bir sevgi... Teyzede ise tüm bunlar kristalleşmişti. Hayır, bu o para almak için yüzlerine zavallı motifi işleyen dilencilerin hâlinden farklıydı.

"Yağlı sabun, yağlı sabun... Bi lira..."

Sesi, yüzünden de sevimli ve tatlıydı. Tayzenin durumu üzerine daha çok düşünebilirdim ama beni birden "Yağlı sabun da neymiş" düşüncesi sardı. Herhalde zeytinyağlı filandı. Neyse otobüs de geldi. Sabah mahmurluğunu üzerimden atmalı ve sıradaki diğer insanlarla birlikte otobüse binmeli, sabun satan teyzenin sadeliği, saflığı ve berraklığından otobüsün beni götüreceği karmaşıklığa doğru yol almalıydım. Aldım da. Mecbur olduğumdan değil ama öyleymişim gibi hissettirdikleri için.

13 Kasım 2008
Sabah 9:30

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder