Dikkat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dikkat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2019 Perşembe

İlk Günah

Cennette mutlu mesut yaşıyorlardı. Dünyada veya öteki alemde, artık o cennet (bahçe) her neredeyse... Günah nedir bilmiyorlardı. Günah bir seçenek değildi belki de. Allah azze ve celle, onlara bir seçenek sundu: "Bundan yemeyin". Sonra kendisine izin verilmiş olan İblis dahil oldu olaya ve kan(dırıl)dılar. Artık günah, onlar için bir seçenek hâlini almıştı. "Pişmanlık" da öyle. Ve utanç da... Örtünmeye çalıştılar ama neyi gizleyebilirlerdi ki Yaradan'dan? Yapamadılar. Sonra yalvardılar, pişman oldular. Malum birisinin yaptığı gibi kendi hataları için Yaradan'ı suçlamadılar ve hatalarını kabul ettiler. Bunu yaptıkça "insan" kalacaklardı. En güzel elbise de buydu zaten. Huzurlu bahçelerinden çıkarıldılar ama ellerinde "en güzel elbise" vardı. Onu giydikleri sürece her yer cennet olacaktı.
Aslında bir düşüş değildi başlarına gelen ya da bir kovulma. İradeden ve tercihten bîhaber yaşarken, iyiliği ve kötülüğü bilinçli olarak seçerek ve bu seçimlerinin de hesabını verip karşılığını sonsuz olarak alacakları bir yaşam şekline dönüşmüştü durumları. Bu bir lütuftu aslında. Belki de tam bir özgürlük... Bunu değerlendirebilirlerse, İblis'in onları kandırmak için söylediği yalanlar gerçek olacaktı.
Devamı »

31 Aralık 2018 Pazartesi

Çelişki

- Selamunaleyküm
- Aleykümselam
- Bir çeyrek bilet verir misin?
dedi...
Devamı »

11 Ekim 2018 Perşembe

Yalancının mumu...

Sanırım ortaokul yıllarımdaydı, bu atasözünü ilk duyduğumda aklıma takılan bazı noktalar olmuştu: "Yalancının mumu yatsıya kadar yanar."
İnternetin bu kadar yaygın ve bilginin bu kadar ucuz (değersiz anlamında) olmadığı zamanlarda yaptığım okumalarda hep birbirine yakın açıklamalar vardı. Ortak nokta, yalanın bir şekilde kısa zamanda ortaya çıkacağı hatta daha gün bitmeden gerçeğin kendisini göstereceği şeklindeydi. 
O zamanlar bu atasözü hakkında içimde oluşan ve sebebini izah edemediğim tereddütler ilerleyen yıllarda daha net sorulara dönüştü. Eski zamanlarda, yani insanların günümüzdeki gibi gece en az saat onbir-onikilerde yatmadığı, üçlere-dörtlere kadar tartışma programı veya filmler seyretmediği, kokoreççiye veya dürümcüye gitmediği zamanlarda ortaya çıkan bir atasözü bu. Her gün sabah namazından önce kalkan insanlar, yatsıdan sonra mecburen yatıyorlardı. Mumlar ise akşam ile yatsı vakti arasında yanmaktaydı. Yani yatsıya kadar yanan mum zaten "yaşanan" günün en uç noktasına kadar yanmış olmuyor muydu?
Sahi ne anlatıyor bu atasözü? Bir yalan üzerine kitaplar yazılıyor, devletler kuruluyor, dinler oluşuyor belki ve binlerce yıl devam ediyor bu yalanlar, katmerlenerek. Ömürler tüketiliyor yalanlar üzerine. Hiç de hemen ortaya çıkmıyor bir yalan ve dahi çoğalıyor bakteri gibi. Onu desteklemek için yüzlercesini binlercesini daha üretmek gerekiyor. Yıkılmakta olan bir ev gibi, sürekli destek sütunlar dikiliyor. 
Yalanın tez zamanda kendisini göstereceğini düşünmek, pedagojik olarak faydalı olabilir belki ama bu durum hayatın gerçekleriyle hiçbir zaman ve zeminde uyuşmuyor.
Babamla bir keresinde bu konu hakkında konuşmuş ve kendisinden ikna edici bir açıklama almıştım. Şimdi internette bir arama yaptığımda az da olsa 2007 ve 2014 yıllarına ait aynı açıklamalı girişlerin olduğunu gördüm. Aşağıya, muhtemelen babamın da kendisini okuyarak bu yoruma ulaştığı bir yazara ait olan ve tam da bu atasözüne değinen bir alıntıyı olduğu gibi ekleyerek kenara çekiliyorum. Bu tarz kopyala-yapıştırı sevmesem de daha iyi bir izah yapamayacağım için buna mecburum:

"Yalancının mumu yatsıya kadar yanar demekle günümüz insanları, yalancıların foyasının çok çabuk meydana çıkacağını, yalanın pek dayanıksız olduğunu, yalancının mumunun çabucak sönüvereceğini söylemek istiyorlar. Bu tabiri böyle anlıyorlar, çünkü yatsı namazı insanlarımız için günlük hayatın bir parçası olmaktan, daha doğrusu belirleyici bir parçası olmaktan çıkmıştır. Yatsı kılmamızın da münafıklık ile ne gibi bir bağlantısı olduğu ülke çapında anlaşılır olan gücünü kaybetmiştir. Esasen “münafık” kavramı da Türkiye’nin yaşayan kavramlarından biri değildir.
...
Münafık, kendinin münafık olduğunun anlaşılmaması için geceleri yatsıya kadar mumunu yakıyor. Namaz kılıyor veya kılmıyor, bilmiyoruz ama penceresine bakınca yatsı okununcaya kadar mumunun yandığını görüyoruz. Münafık yatsıdan önce mi yatıyor sonra mı bilmiyoruz, ama yalancı yatsıya kadar mumunu mutlaka yakıyor.
Demek ki yalancının mumu yatsıya kadar yanar sözünü yalancının sahteliği çabuk ortaya çıkar diye değil, yalancılıkla yaşayan insan kendi yalanına destek olacak, tedbirleri alır, biçiminde anlamalıyız. Yalancılık, samimiyetten daha fazla gayret, titizlik ve masraf gerektirir. Zaafını kolayca ele verebilen, sevdiklerine ve nefret ettiklerine karşı duygularını kolayca belli eden insanlar öteki insanlar bakımından büyük tehlike arz etmezler. Böyle insanlar günahlarında bir sistematik kurmuş, mumlarının yanma süresini ayarlamış değillerdir. Ama öyle insanlar vardır ki şartlara hakim olmayı prensip ittihaz etmişlerdir ve dolayısıyla münafık oldukları halde büyük bir çaba, hassas bir titizlik ve yüklü masraflarla münafık görünmelerini önleyecek tedbirler alırlar yani mumlarını geç vakte kadar, saf müslümanların da yattıkları, uyudukları zamana kadar yakarlar.
Yalancının mumunun çabucak söneceğini sanmak yanlıştır, münafıkların mumu kendilerinin mümin olduklarını delillendirmeye yetecek zamana kadar yanar."
Devamı »

7 Ekim 2018 Pazar

Fark-ın-da-lık

"Biz bunların içinde büyüdük, sen balkon çocuğu olduğundan sana ilginç geliyor. B.k böceği bu işte!"

Büyük mavi yer böceği olarak da adlandırılan bu böcek bir carabus türü. Oldukça heybetli ve güçlü bir böcek ve kesinlikle de b.k böceği değil. Yani onun kadar muhteşem değil.

Abinin yüzüne verdiğim cevabı buradan cümle aleme bildirmez isem olmaz efendim. Tabi ona verdiğim cevap biraz daha kısaydı:
Birincisi ben balkon çocuğu değilim ki öyle olsaydım da bir şey değişmez idi. Etrafı bahçelerle çevrili bir gecekonduda büyüdüm ve oradan 25 yaşında ayrıldım. 
İkincisi de belirli bir ortamın içinde doğup büyümek, onun güzelliğinin veya çirkinliğinin farkına varıp varmama ile ilgili değildir. Bizim bahçelerimiz ve evimiz de, akrepten danaburnuna kadar envai çeşit böcekle doluydu ama hepsinden tiksinir ve dahi karşıma çıktıklarında bir şekilde def ederdim onları. Hâlâ sevmem böcekleri ama artık hayranım onlara. İnsan kimi zaman aşık olduğu şeyden nefret eder, kimi zaman da hiç sevmediği bir şeye büyük saygı duyar. 
Takip ettiğim bir video kanalının olumlu etkisiyle artık böceklere olan tiksinme, korku, ürperti karışımı duygular, yerini saygı ve hayranlığa bıraktı. İnsan öğrendikçe ve bildikçe, böcekler dünyasına hayran kalıyor. Sanırım mesele de bu: Bilmek. Bilmediklerimize karşı verdiğimiz tepkilere göre yön alıyor hayatlarımız. Fakat bu "bilmek" ansiklopedik bir durum olarak anlaşılırsa, ciltler dolusu kitap da okunsa bir dirhem fayda veremeyecektir insana. Yakından hatta bizzat tecrübe ettiğimiz olayları dahi yorumlayamayız bu bakış açısıyla.
Bilmediğini bilmek, bildiğini bilmemek gibi agnostik önermelerde bulunamam belki ama anlayabildiğim kadarıyla, insan, öğrendiği şeyin farkına varmadığı, tecrübelerine karşı bir farkındalık oluşturmadığı sürece etrafına karşı olan yıkıcı tutumundan vazgeçemiyor. Yani: Eğitim şart...


Devamı »

3 Eylül 2018 Pazartesi

Çocuktan Öğrendim - Kıskançlık

Bana veya annesine sarılan birisi olduğunda araya girip itiyor sarılan kişiyi. Hatta anne-babanın birbirine sarılmasına bile tahammülü yok. Belki de "kıskançlık" en primitif duygularımızdan biri. 
Kendinden küçüklere veya büyüklere ilgi gösterdiğimizde sorun yok; ama yaşıtlarıyla biraz ilgilendiğimizde yine kıyamet kopuyor. Tek odak kendisi olmalı. Bütün çabası bu yönde. Çok tanıdık bir duygu aslında. Yedisinde ve yetmişinde aynı olma durumu, temel insan özellikleri açısından ne kadar da doğru imiş, heyhat!
Devamı »

Çok okunanlar

Geçmişi unutma

Kim terörist

Kim terörist