Bir Yardım Gönüllüsünün Notları
Kişisel tecrübelerimden yola çıkarak bir seriye başlamak niyetindeyim. Eğip bükmeden ve süslü cümlelerle uğraşmadan olabilecek en sade haliyle bazı tespitlerde bulunmak istiyorum. Yer yer cümlelerimden rahatsızlık duyulabilir. Yardım faaliyetlerinde aktif olarak bulunmadan önce dışarıdan biri olarak katıldığım toplantılarda bu konularda yapılan bazı konuşmalar beni de rahatsız etmişti aslında. İhtiyaç sahipleri hakkında yapılan bazı yorumlar bana ilginç ve aslında itici gelmişti. Fakat içeride karşılaştığım insanlar, olaylar beni daha mutedil düşünmeye sevk etti. Bu her işte böyledir. Görünen ve aslolan genelde farklıdır.
Gönüllü kimdir?
Yardım kuruluşlarında emek veren insanların bu işten bir ücret aldığı yönünde düşünceler olduğunu fark ediyoruz. Bunu bu faaliyetleri dışarıdan görenler de bizzat yardım alanlar da düşünüyor. Başka ülkeleri bilemem ama ülkemizde yardım kuruluşlarının, mesaili çalışan personeli dışında, saha işleri, gönüllüler üzerinden ilerler.
Bu yüzden TDK sözlüğünden giriş yapmalıyız belki de:
gönüllü: Bir işi yapmayı hiçbir yükümlülüğü yokken isteyerek üstlenen
İmkanı, zamanı olan herkesin bir yardım kuruluşuna katılması gerekir demeyeceğim çünkü bu iş zaman ve imkanla ilgili değil. Sabah sekiz akşam altı çalıştığım ve geçimimi sağladığım işimden, ailemdeki hastalıklardan arta kalan ve aileme ayırmam gereken zamandan kısarak gönüllü olarak bu işi yapıyorum mesela. Bu nedenle sadece gerçekten yapmak isteyenlerin yer alması gereken bir alan bu. Bir şekilde bu ortamlara giren ama aslında gerçekten istekli olmayanlar da zaten bir süre sonra kendilerini pasife alıyorlar. Yani gönüllü olmanın temel şartının o işe istekli olmak ve ondan bir karşılık beklememek olduğunu anlıyoruz.
Gerçekten bir yardım kuruluşunda aktif bir gönüllü olmak istiyorsanız muhakkak kendi dünya görüşünüze uygun bir oluşum bulabilirsiniz. Ancak unutmamalısınız ki her oluşumun mutlaka sizin aklınıza yatmayan kısımları, hareketleri olacaktır. Belirli kırmızı çizgilerinizin dışında bu kısımlara fazla takılmayarak ana hedefinize odaklandığınızda kısmi bir huzuru yakalayabilirsiniz. Bulamadıysanız ve imkanınız da varsa kendiniz kendi çapınızda bir oluşumla faaliyet yürütebilirsiniz. Burada önemli olan insanın kendi öz imkanlarını karşılıksız olarak başkalarıyla paylaşabilme isteği.
İhtiyaç sahibi kimdir?
Yardım kuruluşlarının birçok ikincil faaliyetleri olsa da asıl amaçları belirli alanlardaki ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırmaktır. Nakdi yardım, ayni yardım, afet sonrası müdahale, tıbbi yardım, hukuki yardım, psikolojik yardım artık oluşum amacı neyse o alanda eksikliği bulunan insanlara destek olmak, var olmasının temel şartıdır. Diğer alanlarda tecrübem olmadığı için bu yazı dizisi, maddi yardım faaliyetlerindeki kişisel tecrübelerime dayanarak ilerleyecektir.
Biz istiyoruz ki, bir paket makarna bile olsa birine bir yardım yapıyorsak o kişi muhakkak açlıktab ölüyor bir durumda olmalı, sürünüyor olmalı, yoksa yardımı "hak eden" birisi olamaz. Kusura bakmayın, ülkemizde böyle birini bulmanız bugün için biraz zor. İlla bu haldeki birilerine yardım etmeliyim diyorsanız sadece mülteci kamplarına göndermelisiniz yardımlarınızı; çünkü oralarda tırnak makasından ekmeğe, battaniyeden ağrı kesiciye kadar her şey ama her şey öncelikli ihtiyaç. Ancak bu bahsettiğim düşünce şekli insan ruhu için sağlıklı değil. Yaşadığı ülkenin, bölgenin, mahallenin şartlarına göre insanın ihtiyaçları çok değişkendir.
Şu asla unutulmamalı, biz yardım ettik diye bir aile tüm dertlerinden kurtulmuyor ya da yardım etmedik diye hayatını kaybetmiyor. Umursamazlıkla kibir arasında gidip gelmemeliyiz. İyilik en başta onu yapan için bir fırsattır, bunu unutmamalıyız.
Yardım edilen insanlar kadar yardım eden insanları da tanıyorsunuz yardım faaliyetlerinde. İnsanı tanıdıkça kendinizi de tanımaya başlıyorsunuz.
Tespit çalışmaları
Yardım verilirken dikkat edilmesi gerekenler
Sürekli arayıp yardım isteyenler
Sınırlı gelen yardımlarda aile seçimi
Aile seçimi her zaman en zorlandığım kısımdır. Yetersizlik duygusu bazen sizi uykusuz bırakabilir.
Gönüllü olarak çalışanların kişisel zaafları ve yeterlilikleri
IBAN HAYIRSEVERLİĞİ
Bir ihtiyaç sahibinin evine gittiniz diyelim. Kapı girişindeki kaliteli spor ayakkabılar dikkatinizi çekti. Siz para verip alamazsınız. İçeri girdiniz. Halılar, mobilyalar, eşyalar vb. her şey çok kaliteli. Kişiyi dinlediniz, notlarınızı aldınız, uygunsa komşularına sordunuz. İçinizde ise hep bir şüphe var. Bu olmalı evet; ama unutmayın, eğer ihtiyaç sahibi kişi kendini iyi ifade edebilen biri değilse, o gördüğünüz eşyaların tamamının kendisine hayırseverler tarafından verildiğini söyleyemeyebilir. Bu nedenle bir yolunu bulup uygun şekilde doğrudan kişinin kendisine sormak gerekiyor. Çünkü bazen tam tersi de olabiliyor. Eve gidiyorsunuz, ailenin üstü başı kötü, evde neredeyse hiç eşya yok. Tanıdık tanımadık birçok kişiyi organize edip yardımda bulunuyorsunuz. Bir süre sonra bu aileye daha önce de bu şekilde yardım edildiği ve ailenin eşyaları satıp nakde çevirdiğini öğreniyorsunuz. Aldanıyorsunuz.
İhtiyaç sahibi kişinin sosyal medya durumları da çoğu zaman yanıltıcı olabiliyor. Mesela arkadaşlarının kendisi için düzenlediği bir doğum günü partisinin görüntülerini paylaştığında ilk olarak: "Partiye katılan birisi ihtiyaç sahibi olamaz." düşüncesi hasıl olabilir; ama aslında bunun gerçekle alakası da olmayabilir.
Veya yardım götürdüğünüz ailenin komşuları aslında bu ailenin ekonomik durumunun çok iyi olduğunu ve erzak almak için yalan söylediklerini bildiriyor size. Komşuların bilgisi elbette bir referanstır; ama çok ciddi tahlil edilmeli. Çünkü bazen komşular arasındaki husumet nedeniyle de kasıtlı olarak bu tarz yanıltıcı bilgiler verilebiliyor. Dolayısıyla tek bir kişinin söylediğini de temel almamak gerekir.
Adına kayıtlı taşınmaza, herhangi bir gelire rastlayamadığınız birine hatalı tespit nedeniyle, ihtiyacı olmasa bile gıda yardımı götürmüş olabiliyorsunuz; çünkü taşınmazları bir başka tanıdığının üzerine, gelir getirici işlerini de yine bir başka tanıdığı üzerine yapmış. Ya da sadece asgari ücretle çalışıyor ve evde maaşlı biri var diye ikinci plana bırakılan, gerçekten ihtiyacı olduğu halde, gerekli girişimlerde bulunmadığı için ciddi yoksulluk çeken ancak ulaşamadığınız insanlara rastlıyorsunuz.
Bazen kişi belirli bir süre ihtiyaç sahibiyken, sonra işlerinin düzelmesiyle artık bu durumdan çıkabiliyor. Ya da tam tersi oluyor, maddi durumu çok iyiyken ekmek alacak parası kalmıyor. Ama çevresi onun bu durumunu bilmediği için her zaman durumu kötüymüş ya da iyiymiş gibi görüyor. Dolayısıyla bir yardım geldiğini gördüğünde de yardım kuruluşuna olan inancı yıkılabiliyor.
Görüldüğü gibi ihtiyaç sahibini tam olarak belirlemek göründüğünden çok daha zor bir süreç. İnsan çok karmaşık bir varlık. Bazen bir torba erzak için yalan söylüyor, bazense bir ekmeğe muhtaç olduğu halde etrafından kimseye bunu söylemiyor.
Bir elin verdiğini diğer elin bile bilmemesinin bir sebebi de belki budur. Sosyal yardımların belirli bir kısmının aslında hiç ihtiyacı olmayanlara gittiği doğru mudur bilmiyorum. Ama şahsen gönüllü olduğum kuruluşta bu durumların yaşanmaması için elimden gelen gayreti sonuna kadar gösterdiğimi söyleyebilirim. Diğer konularda olduğu gibi bu konuda da yukarıda saydığım konular dikkate alınarak eleştiri getirilmelidir.
Bu işe insanlara yardım etmiş olmanın huzurunu duymak için başlayacaksanız asla başlamayın; çünkü bu iş huzur verdiğinden daha fazla huzur kaçıran ve belki öyle de olması gereken bir iş. Zaten bu düzenden huzursuz değilseniz, isteseniz de başlayamazsınız, nasip olmaz.
Dilini bilmediğiniz insanların derdini bilmeniz gerekiyor.
Emekli maaşı var ve tek yaşıyor; ama ara ara arayıp yardım talep ediyor. Birkaç kez ufak miktarlı market kartları verdim ama durumu daha kötü olan ve özellikle de yetim çocukları olan ailelere öncelik verdiğimizi kibarca anlatarak ve kalbini kırmadan durumu izah ettim. Birkaç kez daha aradıysa da aynı cevapları alınca artık üstelemeyi bıraktı. Nasıl yardım ediliri öğrenirken aynı zamanda nasıl/ne zaman yardım istenir/istenmelidiri de öğretmek durumunda kalabiliyorsunuz.
Bazen yardım ulaştırdığınız kişinin geçmişi türlü türlü ahlaksızlıklarla dolu olabiliyor. Ancak şu anki hâli düşkün olduğundan tespit ettikten sonra artık ona ulaşmak üzerimize bir borçtur. Yargılamak, ceza vermek bizim işimiz değil. Bazı kişilerinse şu anki hali de ahlaken bozuk olabiliyor ancak evde ihtiyaç sahibi hasta, yaşlı ve çocuk varsa onlara ulaşabilmek adına yine de yardım iletiyorsunuz, buna mecbursunuz.
Bazı ihtiyaç sahipleri sürekli yardım isteyebilir, bazılarıysa kayıt yaptırdıktan sonra hiç bir şey için aramaz, istemez, baskı yapmaz... Elimizdeki tüm ailelere aynı şekilde değilse de aynı oranda yaklaşmak ve ulaşmak zorundayız. Her şeyden önemli olansa gönül kırmamak. Yoksa tüm yapılanlar ecri olmayan faaliyetlere dönüşür.
Hiçkimseyi, hiçbir olayı ve hiçbir durumu sadece dışarıdan görebildiğimiz kadarıyla yargılamamalıyız. Çünkü bazen hatta belki de çoğunlukla ne yaparsak yapalım hakikatin aslında ne olduğunu hiç bulamayabiliriz.
Yorumlar
Yorum Gönder